15. düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026) ikinci gününde oturumlarla devam ediyor. İkinci günün ilk oturumu olan Milyar Dolarlık Şirket Yolculuğu: Türkiye'de Unicorn Olmanın Dinamikleri oturumunun moderatörlüğünü GEN Türkiye YKB & Yatırımcı Nevzat Aydın üstlendi.
Konuşmacılar arasında RePie Portföy Genel Müdürü Altuğ Dayıoğlu, Wingie Enuygun Group Kurucu Ortak & COO Nihan Çolak Erol, Picus Security Kurucu Ortak Dr. Süleyman Özarslan ve Innovance Kurucu & CEO Yusuf Ürey yer aldı.
Oturumda şirketlerin unicorn yolculuğundan Türkiye’de girişimciliğe ve yapay zekanın dönüştürdüğü iş modellerine kadar birçok konu ele alındı.
Nevzat Aydın, girişimcilik ekosistemindeki dönüşüme işaret ederek, son dönemde hız odaklı büyüme yaklaşımının yerini daha sürdürülebilir ve nitelikli büyümeye bıraktığını ifade etti. Türkiye’den çıkan unicorn sayısındaki artışa da değinen Aydın, asıl önemli olanın bu başarıyı kalıcı kılmak olduğunu vurguladı.
"Unicorn hedefi tamamen ortadan kalkmış değil"
Türkiye'nin yerelden büyüyüp globale açılabilecek yüksek potansiyele sahip yetenekler üreten bir ülke olduğunun altını çizen Altuğ Dayığlu, oturumda şu açıklamalarda bulundu:
RePie Portföy, Türkiye’de 10’uncu yılını dolduran ve alternatif yatırım fonları pazarında sektör lideri olan bir şirket. Biz, diğer portföy şirketlerine kıyasla daha çok girişim sermayesi yatırım fonlarına (GSYF) ve gayrimenkul yatırım fonlarına (GYF) odaklanan bir yapıya sahibiz. 58 adet girişim sermayesi yatırım fonumuz var. 30’un üzerinde gayrimenkul yatırım fonumuz bulunuyor Yaklaşık 3 milyar dolar büyüklüğünde varlık yönetiyoruz. Bugüne kadar 300’e yakın şirkete yatırım yaptık.
Bugün unicorn olmak çok kolay bir şey değil. Son 4-5 yılda, tüm dünyada özellikle girişim sermayesi (Private Equity) ve bir miktar da venture capital tarafında, fon toplamanın zorlaştığı ve exit süreçlerinin daha da güçleştiği bir dönemden geçiyoruz. Bu durum sadece Türkiye’de değil, Amerika’da da geçerli. Bu nedenle secondary fonlar çok daha popüler hale geldi. Pek çok fonun portföyündeki şirketleri diğer fonlara devrettiğini görüyoruz.
Biz yatırımcılarımızla bir ortaklık yapısı içindeyiz. Biz GP (General Partner), yatırımcılarımız ise LP (Limited Partner) olarak konumlanıyor. Bu ortaklık yapısında artık yatırımcıların daha hızlı exit edebilmesini sağlayan modellerin önemi artıyor.
Bugün artık yalnızca 'unicorn' peşinde koşmak yerine iyi yönetilen şirketlere yatırım yapmak ve sağlam temelleri olan şirketleri tercih etmek daha önemli hale geldi. Unicorn tanımı da değişiyor. İlk yıllarda 2–3 kat büyüyen, sonrasında istikrarlı büyümesini sürdüren, aylık veya yıllık düzenli gelir üreten şirketler daha çok ön plana çıkıyor.
Bir diğer önemli değişim de değerlemelerde yaşanıyor. Artık çok yüksek çarpanlı yatırımlara iştah azaldı. Daha düşük çarpanlı ama daha sürdürülebilir büyüme öne çıkıyor. Kârlılık, daha erken aşamada önem kazanıyor. 10-15 yıl sonra çıkış (exit) yapılması zorlaşan modeller yerine; daha hızlı ve öngörülebilir çıkış imkânı sunan şirketler tercih ediliyor.
Unicorn hedefi tamamen ortadan kalkmış değil. Yapay zekâ ve savunma sanayi gibi alanlarda hâlâ yüksek çarpanlar var. Ancak genel yatırım trendi daha disiplinli ve seçici hale geldi. Özetle; trend değişti. Değerleme yaklaşımı evrildi. Daha sürdürülebilir ve çıkışı mümkün iş modelleri öne çıkıyor.
Türkiye’ye baktığımızda, yerelden büyüyüp globale açılabilecek yüksek potansiyele sahip yetenekler üreten bir ülkeyiz. Bence güçlü bir eğitim altyapımız var ve çok önemli bir genç nüfusumuz bulunuyor. Bu genç kesim, özellikle Avrupa’daki akranlarına kıyasla çok daha girişimci bir ruh taşıyor. Bu çok kritik bir avantaj.
Türkiye'de yerelde doğup globale açılabilecek şirketler için çok güçlü bir zemin var. Türkiye’nin unicorn çıkarma potansiyeli de oldukça yüksek. Ancak eksik olan şey; yeterli ölçekli yabancı sermayeyi çekememek. Eğer bu sorun çözülürse; genç nüfus, girişimcilik ruhu, ve teknik kapasite çok daha büyük bir etki yaratacaktır.

"Türkiye’de girişimcilik; daha zor, daha dayanıklılık gerektiren ama aynı zamanda daha öğretici bir süreç"
Bir girişimin unicorn olabilmesi için çeşitli aşamalardan geçmesi gerektiğine vurgu yapan Nihan Çolak Erol, Türkiye’de girişimciliğin daha zorlu ancak daha öğretici olduğunu şöyle ifade etti:
Şirketimizi 2008’de kurduk. O zamanlarda Türkiye’de bir girişim kurmak gerçekten çok zordu. Bunu unicorn seviyesine ulaştırmak ise çok daha zor. Türkiye’de unicorn olabilmek ya da girişimci olabilmek, yurt dışında bu işi yapmaktan çok farklı dinamiklere sahip. Türkiye’nin gerçekleri oldukça farklı.
İlk olarak dikkat edilmesi gereken konu sermaye yapısı. Türkiye’de girişim sermayesi bulmak çok zordu. Belki seed ve Seri A aşamaları bir nebze mümkündü ama bizim kurulduğumuz dönemde bu çok daha zordu. Bu nedenle biz ilk günden itibaren; kendi öz sermayemizle ilerledik. Erken dönemde kârlılığa odaklandık. Yatırım aradık ama bulmakta zorlandık. Dolayısıyla büyümek için operasyonel verimliliğe ve kendi gücümüze dayanmak zorundaydık.
Eğer Silikon Vadisi’nde bir girişimci olsaydınız, seed aşamasında 5 milyon dolar yatırım alabiliyordunuz. Başarısız olsanız bile Seri A’da 10 milyon dolar daha bulabiliyordunuz. Ama Türkiye’de bu kadar rahat bir yatırım ekosistemi yok. Bu nedenle girişimciler; kendi ayakları üzerinde durmak, başarılı olmak ve daha verimli çalışmak zorunda. Özellikle enflasyonist ortam ve ekonomik dalgalanmalar, bunu daha da zorlaştırıyor.
Bir girişimin unicorn olabilmesi için; tek bir pazarda başlayıp büyümesi, adreslenebilir pazarı genişletmesi, yeni ürünler ekleyerek ölçeklenmesi ve sonrasında yeni ülkelere açılması gerekiyor. Ancak Türkiye’de; pazar büyüklüğü sınırlı, enflasyonist ortam planlamayı zorlaştırıyor, ürün derinleştirme ve ölçekleme süreçleri daha zor ilerliyor.
Bir diğer önemli konu yetenek havuzu. Lider ekip kurmak zor. Deneyimli teknoloji insanlarına erişim sınırlı. Doğru ekipleri bir araya getirmek zaman alıyor. Ancak son dönemde özellikle yeni girişimler ve yapay zekâ teknolojileri bu süreci hızlandırmaya başladı. Bu nedenle önümüzdeki dönemin daha pozitif olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de girişimcilik; daha zor, daha dayanıklılık gerektiren ama aynı zamanda daha öğretici bir süreç. Tüm bu zorluklara rağmen, doğru stratejiyle başarı mümkün.
Büyümemizi asıl sağlayan aslında teknolojiyi çok iyi şekilde kullanıp kendimizi teknoloji ile yeniden yapılandırıyor olmamız. Şimdi geldiğimiz noktada Enuygun’da yine büyümemizin arka tarafında bizi en fazla iten faktör AI. Zaten global alanlarda, global rakiplerle bu sermaye asimetrisi karşısında yarışabilmemizin tek nedeni AI.

"Şirketlerin milyarlarca dolar harcasalar da yine de siber saldırılara açık kalabildiklerini fark ettik"
Şirketlerin siber saldırılara açık kalabildiklerini fark ettiklerini ifade eden Dr. Süleyman Özarslan, bunun üzerine ürün geliştirmeye başladıklarını şöyle ifade etti:
Biz 2013 yılında Picus’u 3 arkadaş olarak kurduk. Bugün geldiğimiz noktada; 60’tan fazla ülkede faaliyet gösteriyoruz. 600’den fazla kullanıcıya ulaştık. Biz aslında siber güvenlik alanında atak yapıyoruz. Bütün dünyada büyümeye başladık. Kullanıcılarımız arasında Barclays, NASA, Volvo, Juventus gibi çok farklı sektörlerden büyük kurumlar var. Ekip olarak da 300 kişinin üzerinde bir yapıya ulaştık.
Aslında bu klasik bir unicorn hikâyesi gibi görünse de siber güvenlik tarafında durum biraz farklı. Şirketi kurduğumuzda, aslında kendi ihtiyacımızı çözmek için yola çıktık. O dönemde sızma testleri yapıyorduk. Siber güvenlik ürünlerini test ediyorduk. Bu noktada şirketlerin milyarlarca dolar harcasalar da yine de siber saldırılara açık kalabildiklerini fark ettik. Bunun nedeni ürünlerin kötü olması değil; doğru konfigüre edilmemesi ve uzman eksikliğiydi.
Global şirketlere testler yaparken bunun aslında küresel bir problem olduğunu gördük. Dünyada bu problemi çözen bir ürün olup olmadığını araştırdık ama bulamadık. Bunun üzerine ‘Bu ürünü biz geliştirelim’ dedik ve böylece tamamen global bir problemden doğan bir ürünle yola çıktık. Bu süreçte aslında; yeni bir kategori oluşturduk. Dünyada benzeri olmayan bir ürünü geliştirdik. Bu hem avantaj hem de dezavantaj getirdi.
En zor kısım, müşterilere şunu anlatmaktı: ‘Siber güvenlikte sadece firewall yeterli değil, aktif test ve saldırı simülasyonu da gerekiyor.’ İlk başta ürün ‘nice to have’ olarak görülüyordu. Ama farkındalık arttıkça, ürün ‘must-have’ hale geldi. Bu da bizim büyüme kırılma noktamız oldu. Önümüzdeki süreçte hedefimiz; otonomi, güvenlik ve risk minimizasyonu ve birlikte çalışabilen bir sistem kurmak. Eğer bunu başarabilirsek sadece bir siber güvenlik şirketi değil. Global ölçekte çok daha büyük bir teknoloji şirketi olma potansiyelimiz var. Umarım bu yolculuk 50 milyar dolarlık bir hikâyeye dönüşür.

"Sanayi devrimi gibi tarihsel kırılmaların bir benzeriyle karşı karşıyayız"
Yapay zekanın sadece bir teknoloji trendi değil aynı zamanda meslekleri değiştiren, yeni meslekler doğuran çok büyük bir yapısal dönüşüm olduğuna dikkat çeken Yusuf Ürey, sanayi devrimi gibi tarihsel kırılmaların bir benzeriyle karşı karşıya olunduğuna vurgu yaptı:
Oldukça sınırlı bir sermayeyle sermayeyle başladığımız bu yolculukta bugün, yaklaşık 1000 kişilik bir ekibiz. Altı ülkede aktif faaliyet gösteriyor, 20’den fazla ülkede hizmet veriyoruz. Bugün geldiğimiz noktada; 10 farklı şirketten oluşan bir teknoloji holdingi yapısına dönüştüğümüzü söyleyebiliriz. Artık kendimi girişimciden çok ‘yatırımcı girişimci’ olarak tanımlıyorum.
Belli büyüklüğe gelince tecrübenin önemi artıyor. Stratejimizde; dinamizm, teknoloji, bütün değişimleri takip etmek var ama tüm bunları tecrübeyle birleştirmek de var. Her girişimin akıllı bir yatırımcısının olması şirketi çok daha iyi bir yere getiriyor. Ben bu konuda çok şanslıyım.
Şirketi bir teknoloji holdingine dönüştürme kararımızın arkasında aslında tek bir ana neden var: Dünya çok hızlı değişiyor. Şu anda gündemimiz yapay zekâ ama bu dönüşüm sadece bugüne ait değil. Sanayi devrimi gibi tarihsel kırılmaların bir benzeriyle karşı karşıyayız. Yapay zekâ sadece bir teknoloji trendi değil; meslekleri değiştiren, yeni meslekler doğuran, mevcut iş modellerini dönüştüren çok büyük bir yapısal dönüşüm.
