Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleştirilecek 31’inci Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) kapsamında gündeme gelen ve 2035 yılına kadar nihai enerji tüketiminde elektriğin payının yüzde 35’e çıkarılmasını öngören küresel elektrifikasyon hedefi, enerji dönüşümünün temel bileşenlerinden biri olarak görülüyor. 2024 yılında yüzde 20,5 seviyesinde bulunan elektrifikasyon oranının 11 yıl içinde yüzde 35’e yükselmesi, son 20 yılda gerçekleşen elektrifikasyon hızının yaklaşık dört katına ulaşılmasını gerektiriyor.
Ekonomist’in 19 Temmuz - 01 Ağustos 2026 tarihli sayısından
Elektrifikasyon; ulaşımda elektrikli araçların, binalarda ısı pompalarının ve sanayide elektrik temelli teknolojilerin yaygınlaşması yoluyla fosil yakıt kullanımını azaltmayı amaçlıyor. Türkiye açısından bu hedef, hem 2053 net sıfır emisyon hedefi hem de enerji güvenliği perspektifinden önemli fırsatlar sunuyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıkladığı 2035’e kadar elektrik üretimi ile iletim ve dağıtım altyapısına toplam 200 milyar dolarlık yatırım planı, elektrifikasyonun ekonomik boyutunu ortaya koyarken, uzmanlar bu yatırımların enerji ithalatını kalıcı biçimde azaltarak cari açığa da önemli katkı sağlayacağını değerlendiriyor.
Yatırım hızı artmalı
Bakanlığın açıkladığı yol haritasına göre, yatırımın 120 milyar dolarlık bölümü elektrik üretimine, 80 milyar dolarlık kısmı ise iletim ve dağıtım şebekelerine yönlendirilecek. Plan kapsamında 120 GW rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesi, 40 GW HVDC (yüksek gerilim doğru akım) koridoru ve 10 GW’ın üzerinde batarya depolama kapasitesi hedefleniyor.
Bu yatırımlar, elektrifikasyonun yaratacağı ilave elektrik talebinin karşılanması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme daha yüksek oranda entegre edilmesi açısından kritik öneme sahip. Elektrifikasyonun enerji ithalatını azaltarak ekonomiye sağlayacağı faydalar dikkate alındığında, söz konusu şebeke yatırımlarının Türkiye için yüksek getiri potansiyeli bulunuyor. Ancak uzmanlar, bugün yıllık şebeke yatırımının yaklaşık 1 milyar dolar seviyesinde olduğu göz önüne alındığında, 2035 hedeflerine ulaşabilmek için yatırım hızının önemli ölçüde artırılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Volkan Yiğit / Aplus
Enerji ithalatı azalacak
Elektrifikasyonun en önemli ekonomik etkisinin enerji ithalatı üzerindeki baskıyı azaltması olacağını belirten Aplus Enerji Kurucu Ortağı Volkan Yiğit, Türkiye’nin yıllık yaklaşık 65 milyar dolar sevi-
yesindeki enerji ithalat faturasının 2035’e kadar her yıl 20 milyar dolar kadar azalabileceğini söylüyor. “Bu sayede yapılacak ilave yatırımlar yalnızca iklim hedefleri açısından değil, cari açık disiplini ve enerji bağımsızlığı bakımından da kendisini hızla amorti edebilecek bir kaldıraç oluşturuyor” değerlendirmesinde bulunan Yiğit, Türkiye’de elektrifikasyon potansiyelinin en yüksek olduğu alanların karayolu ulaştırması ile konut ısıtması olduğuna dikkat çekiyor.
2024 itibarıyla ulaştırma sektöründe elektriğin payı yalnızca yüzde 0,6 seviyesinde bulunuyor. Bu iki sektörün birlikte, nihai enerji tüketiminin yaklaşık yarısını oluşturduğunu ve dönüşümün ağırlık merkezinin de burada olacağını ifade eden Yiğit, şöyle devam ediyor: “Sanayide elektrifikasyon zaten yüzde 29 düzeyinde olup düşük - orta sıcaklık prosesleri ve sanayi tipi ısı pompalarıyla bir miktar yukarı çekilebilir ancak demir-çelik, çimento ve petrokimya gibi yüksek sıcaklık ve proses-emisyon yoğun sektörler için elektrifikasyon yetersiz kalabiliyor. Bu sektörlerde yakıt olarak hidrojenin, hatta yeşil hidrojenin kullanımı, yine elektrifikasyonu tetikleyecek bir gelişme olacak.”

Bahadır Sercan Gümüş / Ember
Ulaşım ve binalarda potansiyel büyük
Ember Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş de Türkiye’de elektrifikasyonun en hızlı ve en düşük maliyetle ilerleyebileceği alanların karayolu ulaşımı ile binalar olduğunu belirterek, bu iki sektörün enerji ithalatını azaltma potansiyelinin diğer alanlara göre çok daha yüksek olduğunu söylüyor.
Türkiye’de toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 25’inin karayolu ulaşımından kaynaklandığını, buna karşın sektörün enerji ithalat faturasının yüzde 32’sini oluşturduğunu ifade eden Gümüş, “Bu nedenle ulaşımda elektrifikasyon, enerji ithalat faturasının en hızlı düşürülebileceği alan olarak öne çıkıyor. Elektrikli araçlar içten yanmalı motorlu araçlara kıyasla yaklaşık yüzde 70 daha az enerji tüketiyor ve yerli yenilenebilir enerji kaynaklarıyla çalışabilme avantajı sunuyor. Türkiye’de trafiğe katılan her 1 milyon elektrikli otomobil, yılda yaklaşık 900 milyon dolarlık petrol ithalatının önüne geçme potansiyeli taşıyor” diye konuşuyor.
Binalar da dönüşüm açısından kritik öneme sahip. Öyle ki konut ve hizmet binaları toplam enerji tüketiminin yaklaşık üçte ikisini oluşturuyor. Bu tüketimin büyük bölümü de alan ısıtmasından kaynaklanıyor. 2025 yılında yalnızca hanelerde kullanılan doğal gaz nedeniyle 7,2 milyar dolarlık bir fatura oluştuğuna işaret eden Gümüş, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Türkiye’deki yaklaşık 25 milyon konutun yalnızca yüzde 10’unda ısı pompasına geçilmesi halinde yıllık doğal gaz ithalat faturasında 1 milyar doların üzerinde tasarruf sağlanabilir. Isı pompaları aynı miktarda ısıtmayı yaklaşık üçte bir oranında daha az enerji tüketerek sağlayabildiği için hem enerji verimliliğini artırıyor hem de ithalat bağımlılığını azaltıyor.”

Hasan Aksoy / Shura
Enerjide verimlilik artışı
Elektrifikasyon genellikle elektrik talebinin artmasıyla ilişkilendirilse de toplam enerji tüketimi üzerinde aynı ölçüde bir artış yaratması beklenmiyor. Bunun temel nedeni ise elektrikli teknolojilerin daha verimli olması. Örneğin; elektrikli araçlar içten yanmalı araçlara göre yaklaşık üç kat daha verimli çalışırken ısı pompaları, tükettikleri her birim elektrik karşılığında birkaç kat daha fazla ısı sağlayabiliyor. Shura Enerji Dönüşümü Merkezi Araştırma Koordinatörü Hasan Aksoy’a göre, bu nedenle elektrik tüketimi artarken, toplam nihai enerji talebinde daha sınırlı bir artış, hatta bazı sektörlerde azalma görülebilir. Aksoy, elektrifikasyon oranının 2053 yılında yüzde 50’nin üzerine çıkması durumunda, toplam nihai enerji tüketiminin günümüz seviyelerinde kalabileceğini öngörüyor.
Türkiye’de elektrikli araçların ve ısı pompalarının yaygınlaşmasının elektrik talebini önemli ölçüde artıracağını ancak bu artışın mevcut elektrik sistemi tarafından yönetilebilmesinin mümkün olduğunu dile getiren Aksoy, “Bunun için yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, depolama teknolojilerinin yaygınlaştırılması ve dağıtım ile iletim şebekelerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Akıllı şarj uygulamaları ve talep tarafı katılımı gibi esneklik çözümleri de elektrik sisteminin daha verimli işletilmesine katkı sağlayacak” diye ekliyor.

Bengisu Özenç / SEFiA
Fosil yakıtlardan çıkış
Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) Kurucu Direktörü Bengisu Özenç ise elektrifikasyon hedefinin yalnızca elektrik sistemine yönelik bir dönüşüm değil, aynı zamanda fosil yakıtlardan çıkış sürecinin önemli bir aşaması olduğuna vurgu yapıyor.
Özenç, “Geçen ay Kolombiya ve Hollanda’nın ortaklığında Santa Marta’da düzenlenen ilk küresel Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı’na Türkiye de katıldı. Bu konferans çerçevesinde fosil yakıtlardan uzaklaşmayı kolaylaştıracak başlıklar arasında yenilenebilir enerji, elektrifikasyon, şebeke ve batarya yatırımlarının öne çıktığını gördük” diye anlatıyor.

Özlem Katısöz / CAN Europe
CAN Europe, Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz de Türkiye’de henüz kömür, gaz, petrol gibi fosil yakıtların tüketimini sonlandırmaya ya da azaltmaya ilişkin bir hedef ya da yol haritasının olmadığına, aksine yeni kömür santrali projelerinin söz konusu olduğuna değiniyor. Katısöz, “Elektrifikasyon, yeni kömür santralleri ya da nükleer gibi sahte çözümler aracılığıyla fosil yakıt kullanımını uzatmaya değil; yenilenebilir enerjiye ve enerji verimliliğine dayanmalı” diyor.
Küresel örnekler Türkiye’ye yol gösteriyor
- Norveç: Elektrikli araç dönüşümünün en başarılı örneği olarak gösteriliyor. Güçlü vergi teşvikleri, yaygın şarj altyapısı ve elektriğin yüzde 99’unun temiz kaynaklardan üretilmesi sayesinde yeni otomobil satışlarında elektrikli araçların payı yüzde 90 seviyesine ulaştı. Norveç deneyimi, doğru teşvik politikalarıyla tüketici tercihlerinin kısa sürede değişebileceğini ve yüksek yenilenebilir enerji kapasitesinin ulaşım sektöründe etkin biçimde kullanılabileceğini ortaya koyuyor.
- Çin: Elektrifikasyonu sanayi politikasıyla birleştiren en kapsamlı örneklerden biri olarak öne çıkıyor. Son 10 yılda elektrifikasyon oranını 10 puanın üzerinde artıran Çin, elektrikli araçlardan batarya üretimine, şebeke yatırımlarından yenilenebilir enerjiye kadar tüm değer zincirinde büyük ölçekli yatırımlar gerçekleştirdi. Yeni araç satışlarında elektrikli araçların payı yüzde 50’nin üzerine çıkarken, ülke hem fosil yakıtlara bağımlılığını azaltıyor hem de temiz enerji teknolojilerinde küresel rekabet avantajı elde ediyor.
- Birleşik Krallık: Binalarda elektrifikasyonu hızlandırmak amacıyla uygulanan Boiler Upgrade Scheme kapsamında hane başına 7 bin 500 sterline kadar ısı pompası desteği sağlanıyor. Yeni binalarda fosil yakıt kullanımını sınırlandıran düzenlemeler de elektrifikasyon sürecini destekliyor.
- Hollanda: Konutlarda doğal gaz kullanımını kademeli olarak sonlandırmayı hedefleyen ülkeler arasında yer alıyor. Hedef, 2030 yılına kadar konutlarda doğal gaz kullanımını tamamen sona erdirmek ve ısıtmada elektrik temelli sistemleri yaygınlaştırmak.
Dönüşüm için neler gerekli?
- Elektrifikasyonun önündeki en önemli engeller arasında ilk yatırım maliyetleri, enerji fiyatlarındaki sübvansiyonlar ve şebeke yatırımlarının zamanında tamamlanması yer alıyor.
- Sanayide bazı teknolojilerin henüz yeterince olgunlaşmamış olması ve tüketici alışkanlıklarının değişim hızının sınırlı kalması da dönüşümün önünde engel oluşturabilir.
- Isı pompalarının bugün kombilere göre iki - üç kat daha yüksek yatırım maliyetine sahip olması dönüşümün önündeki önemli engellerden biri olarak gösteriliyor.
- Bunun yanında elektrik ve doğal gaz tarifelerindeki sübvansiyonların tüketicilerin yatırım kararlarını yavaşlattığı belirtilirken, karbon fiyatlandırması, AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ile uyumlu düzenlemeler, hedefli yatırım teşvikleri ve düşük gelirli hanelere yönelik destek programlarının dönüşüm sürecini hızlandırabilecek politika araçları arasında yer aldığı değerlendiriliyor.
Elektrifikasyonun geniş kapsamlı etkisi
- Elektrifikasyonun ekonomik etkilerini geniş kapsamda değerlendirmek gerekiyor. İlk aşamada elektrik şebekeleri, yenilenebilir enerji santralleri, elektrikli araç altyapısı ve binalardaki dönüşüm düşünüldüğünde önemli yatırım ihtiyaçları ortaya çıkacak. Ancak Türkiye’nin yıllık enerji ithalatının önemli bir bölümünü oluşturan petrol, kömür ve doğal gaz talebinin azalması sayesinde uzun vadede ciddi ekonomik kazanımlar sağlanabilir. Özellikle ulaşım ve binalarda fosil yakıt tüketiminin azaltılması, enerji ithalat faturasında düşüş sağlayarak cari açığın düşürülmesine katkı sağlayacak. Ayrıca elektrikli teknolojilerin fosil yakıtlı teknolojilere kıyasla daha yüksek enerji verimliliğine sahip olması, toplam enerji maliyetlerini zaman içinde aşağı çekebilecek.
- Elektrifikasyonun iklim hedeflerine katkısı, elektriğin ne kadar temiz kaynaklardan üretildiğine doğrudan bağlı. Eğer artan elektrik talebi fosil yakıtlarla karşılanırsa emisyon azaltım potansiyeli sınırlı kalacak. Bu nedenle elektrifikasyon ile yenilenebilir enerji yatırımlarının eş zamanlı ilerlemesi kritik önem taşıyor. Türkiye’nin güneş ve rüzgar enerjisi potansiyeli bu dönüşümü desteklemek için güçlü bir temel sunuyor. Ancak yenilenebilir enerji kurulu gücünün hızla artırılması, şebeke altyapısının güçlendirilmesi ve enerji depolama yatırımlarının yaygınlaştırılması gerekiyor. 2035 yılı 120 GW’lık güneş ve rüzgar kurulu güç hedefi, bu bağlamda önemli bir büyüme stratejisi sunuyor.
- Türkiye’de her yıl yaklaşık 1 milyon otomobil satıldığı ve elektrikli araçların satışlardaki payı yüzde 20 seviyelerine ulaştığı düşünüldüğünde, bu dönüşümün kademeli gerçekleşeceği açık. Dolayısıyla ilave elektrik yükünün yönetilebilir olduğunu söylenebilir. Ancak bu yükün gelecekte de sorunsuz karşılanabilmesi için yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, şebeke altyapısının güçlendirilmesi ve sistem esnekliğinin artırılması gerekiyor. Talep tarafı yönetimi, dinamik fiyatlandırma, batarya enerji depolama sistemleri, mikro şebekeler ve akıllı şarj altyapıları gibi çözümlerin yaygınlaştırılması, artan elektrik talebinin düşük maliyetle ve güvenli şekilde karşılanmasını sağlayacak.
- Türkiye Ulusal Enerji Planı hedefleri, 2035 yılında dahi termik santrallerin üretimdeki payını yüzde 34 olarak öngörülüyor. Artan elektrik talebini bu kaynaklarla karşılamak, elektrifikasyonun iklim faydalarını büyük ölçüde sınırlayacak. Bu nedenle, özellikle Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 20’sinden sorumlu olan kömürlü termik santrallerden kademeli çıkışın hızlandırılması, elektrifikasyonun etkisini derinleştirecek ve 2053 net sıfır emisyon hedeflerine ulaşılmasını kolaylaştıracak.