Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla bir ay içinde petrol ve doğal gaz fiyatlarında yüzde 50’yi aşan artışlar yaşanması, o meşhur tabir ile ‘iğneden ipliğe’ her şeyin pahalanacağı günlerin çok yakında olduğunu gösteriyor ne yazık ki…
Daha şimdiden enerji ihtiyacının büyük kısmını Körfez bölgesinden karşılayan Uzak Asya ülkeleri büyük zorluklar ile karşı karşıya. Distopik filmleri hatırlatan elektrik kesintileri, benzin kuyrukları ve gıda tedarikinde yaşanan sorunlar her geçen gün artıyor. Türkiye ekonomisi ise yanı başındaki ateşten üzerine kıvılcım sıçramasın diye ciddi bir çaba içerisinde. Zaten dış ticarette yapısal sorunlarını çözemeyen, dünyanın en yüksek enflasyonlarından birinin belini bir türlü bükemeyen, giderek bozulan gelir dağılımı adaletini toparlayamayan ekonomi yönetimi için şimdi bir de ‘savaş’ sınavı var.

Enflasyon neden düşük geldi?
Bu nedenle tüm gözler TÜİK’in açıklayacağı mart ayı enflasyon verilerindeydi. Savaşın olumsuz etkisi enflasyona ne kadar yansıyacak diye beklerken, piyasa oyuncuları ve ekonomistler en az yüzde 2,4 gibi bir aylık artış beklerken, çıkan sonuç yüzde 1,94 oldu ve hep beraber derin bir ‘oh’ çektik. Yıllık enflasyon yüzde 30’un biraz üzerinde seyretmeye devam etse de TÜİK verilerine göre savaşın ilk ayında enflasyon dalgası henüz Türkiye kıyılarına vurmamış.

Gerek döviz kurları zıplamasın diye yakılan 40 milyar dolarlık rezerv, gerek benzin fiyatlarında uygulanan eşel mobil sistemi, gerekse gıda fiyatlarında görece soğuma ve eğitim, kira gibi kalemlerde fiyat ayarlama dönemi olmaması sebebiyle enflasyondalgası mart ayını teğet geçmiş gözüküyor. Ancak ne yazık ki önümüzdeki aylar için aynı iyimserliğe sahip olmak çok zor. Özellikle ÜFE’nin yüzde 28’i aşıp giderek TÜFE’ye yaklaşması ve önünde sonunda benzin zamlarının artacak olması nisan ve mayıs için enflasyon beklentilerini karamsarlaştırıyor. Üstelik ateşkesin kalıcı barışa dönüşüp dönüşmeyeceği ise belirsizliğini koruyor.

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu / Altınbaş Üniversitesi
“Savaş sürerse kurları tutmak zor olacak”
“Son aylarda İTO enflasyonu ile TÜİK verileri paralel seyrediyordu, mart ayında ise bu paralellik ciddi anlamda bozuldu. Sadece ilk üç aydaki fiyat artışları zaten yüzde 10’un üzerine çıkmış durumda. Bu, 2025’in ilk çeyreğinde de böyleydi. Yani enflasyonda kayda değer bir düşüş sağlanamadığını söyleyebiliriz. Döviz kurlarında savaş kaynaklı ani yükselişleri engellemek amacıyla, son bir ayda 40 milyar dolarlık rezerv harcandı. Eğer bu olmasaydı, döviz kurları ciddi bir şekilde oynardı. Ancak savaşın devamı ile birlikte, dövize bu eğilimin devam etmesi halinde kurları tutmak zor olacak. Önümüzdeki aylar için daha yüksek enflasyon oranları kapıda.”
Dış ticaret açığına dikkat!
Ekonomist’in elinizde tuttuğunuz sayısında, kapak dosyamızı “İhracatın 2026 Stratejisi”ne ayırdık. İran savaşı sonrasında 15 dev sektörün yılın geri kalanı için nasıl bir oyun planı yaptığını ortaya koyduk. Zira daha savaşın ilk ayında, dış ticarette alarm zilleri çalmaya başladı.

Martta açık yüzde 56,6 arttı
Rakamlara bakalım: TÜİK ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre ihracat, mart ayında yıllık bazda yüzde 6,4 azalarak 21,9 milyar dolar oldu. Aynı dönemde ithalat ise yüzde 8,4 yükselişle 33,2 milyar dolara çıktı. Böylelikle mart ayında dış ticaret açığı; 11,3 milyar dolar olarak gerçekleşti ve geçen yıl aynı dönemine göre yüzde 56,6 artmış oldu. İlk üç aydaki dış ticaret açığı ise 28,7 milyar dolara ulaştı. Bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı, yıllık bazda 10,4 puan azalarak yüzde 66,1, enerji verileri hariç tutulduğunda 14,3 puan düşüşle yüzde 74,4, enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda ise 14 puan azalışla yüzde 78,9 oldu. Özellikle İsrail hariç savaşın direkt etkilediği dokuz bölge ülkesinde ağır ihracat kayıpları yaşandı. Tablomuzda da göreceğiniz gibi Katar’dan Suudi Arabistan’a, BAE’den Irak’a kadar Ortadoğu ve Körfez ihracatında kara bir tablo söz konusu.
İthalatta tehlikeli yükseliş
Öte yandan aynı dönemde ithalatta ciddi bir artış da dikkat çekiyor. Martta en çok ithalat, yüzde 11,5 artış ve 23 milyar 234 milyon dolarla “ham madde (ara mallar)” grubunda yapıldı. Bu grubu yüzde 5,3 azalış ve 4 milyar 937 milyon dolarla “tüketim malları” ve yüzde 7,9 yükseliş ve 4 milyar 849 milyon dolarla “yatırım (sermaye) malları” izledi. Sektörlere göre ithalat payları, yüzde 80,1 ile imalat sanayisinde (26 milyar 569 milyon dolar), yüzde 12,9 ile madencilik ve taş ocakçılığında (4 milyar 279 milyon dolar), yüzde 4,6 ile tarım, ormancılık ve balıkçılıkta (1 milyar 513 milyon dolar) hesaplandı.
Bu tablo, yakın gelecek için dış ticarette şimdiden çok sıkı ve ciddi önlemler alınması gerektiriyor.

Ekonomik güven sekiz ayın dibinde
Ekonomik güven endeksi, mart ayında yüzde 2,8 gerileyerek 97,9 seviyesinde gerçekleşti ve iyimserlik eşiği olan 100’ün altına düştü. Böylece endeks, son sekiz ayın en düşük seviyesini kaydetti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), mart ayına ilişkin ekonomik güven endeksi verilerine göre, şubatta 100,7 olan endeks martta yüzde 2,8 gerileyerek 97,9 değerine indi. Tüketici güven endeksi de martta aylık bazda yüzde 0,8 azalarak 85’e geriledi. Aynı dönemde reel kesim güven endeksi yüzde 3,9 düşüşle 100 olarak kayıtlara geçti. Hizmet sektörü güven endeksi ise yüzde 0,5 azalışla 113,2 oldu. Perakende ticaret sektörü güven endeksi, yüzde 2 düşüşle 113,6, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 3,9 gerileyerek 80,6 değerini aldı. Ekonomik güven endeksi, 0 ile 200 arasında değer alan ve genel ekonomik görünüme ilişkin beklentileri yansıtan önemli bir gösterge olarak öne çıkıyor. Endeksin 100’ün üzerinde olması iyimserliğe, 100’ün altında kalması ise ekonomik görünüme dair kötümserliğe işaret ediyor.