USD/TRY
Döviz Çevirici
TRY
USD
EUR
Hesapla
Ayşegül Sakarya Pehlivan
Ayşegül Sakarya Pehlivan

Diğer Yazıları

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi

Üç yıl önce yüzde 38,2 olan yıllık enflasyon bugün itibariyle ancak yüzde 32’ye indirilebildi. İş dünyası bundan sonraki süreçte fiyat istikrarının üretim, yatırım ve ihracatı destekleyecek reformlarla tamamlanmasının kritik önem taşıdığına işaret ediyor.

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi

Ayşegül Sakarya Pehlivan asakarya@ekonomist.com.tr
Özlem Bay Yılmaz obay@ekonomist.com.tr
Burcu Tuvay btuvay@ekonomist.com.tr
Sibel Atik satik@ekonomist.com.tr

Hükümetin üç yıl önce, 6 Temmuz 2023’te açıkladığı ‘enflasyona mücadele programı’nın temel önceliği enflasyonu kalıcı olarak düşürmek, fiyat istikrarını yeniden tesis etmek ve para politikasında sıkılaşma ekseninde makroekonomik istikrarı sağlamaktı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve başlamasının ardından uygulamaya alınan ekonomi programı, yüksek enflasyonla mücadeleyi merkeze alırken para politikası, mali disiplin ve yapısal reformlar üzerine inşa edildi. Aradan geçen üç yılda program yalnızca yüzde 75’lere çıkan yüksek enflasyonla değil, küresel ve yerel ölçekte peş peşe yaşanan siyasi ve ekonomik şoklarla da sınandı.

Ekonomist’in 5 - 18 Temmuz 2026 tarihli sayısından

Rusya-Ukrayna savaşının uzayan etkileri, küresel faizlerin uzun süre yüksek kalması, Çin ekonomisindeki yavaşlama, ABD’de Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin ardından başlattığı yeni gümrük tarifeleri, Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimler ve Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeler ekonomi yönetiminin işini zorlaştırdı.

Tüm bu gelişmelere rağmen ekonomi yönetimi enflasyonu kalıcı olarak düşürme hedefinden vazgeçmedi ve yıl sonu için yüzde 20’li seviyelerin ortalarını kritik eşik olarak belirledi. Ocak ayında Ekonomist Dergisi’ne konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dezenflasyon programının ilk aşamasında makroekonomik istikrarın yeniden tesis edildiğini, ikinci aşamada ise kazanımların kalıcı hale getirilerek üretim, verimlilik ve rekabet gücünü artıracak yapısal dönüşümlerin hızlandırılacağını söylemişti. Şimşek, 2026 yılında dezenflasyonun güçlenmesini, 2027 yılında ise tek haneli enflasyona giden yolun belirginleşmesini hedeflediklerini ifade etmişti.

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi-1

Programın olumlu sonuçları

Peki bu hedef için nasıl bir yol alındı? Üç yıllık döneme bakıldığında ekonomi programının en önemli başarısı, piyasalarda güvenin yeniden tesis edilmesi olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin risk primi belirgin biçimde gerilerken, döviz rezervleri güçlendi, cari açık küçüldü ve dış finansmana erişim maliyetleri önemli ölçüde düştü. Haziran 2023’te 500 baz puanın üzerinde bulunan beş yıllık CDS priminin yaklaşık 230 baz puan seviyelerine gerilemesi, uluslararası yatırımcıların Türkiye algısındaki iyileşmenin en somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Dış ticaret açığı azalırken, cari açığın milli gelire oranında da belirgin iyileşme sağlandı. İşsizlik oranındaki gerileme ve bütçe disiplinindeki toparlanma da programın olumlu sonuçları arasında gösteriliyor.

Ancak programın önemli bir maliyeti de oldu. Enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan sıkı para politikası kredi maliyetlerini yükseltirken, özellikle sanayi sektörü finansmana erişimde zorlandı. İç talebin kontrollü biçimde yavaşlaması büyüme hızını aşağı çekerken, sanayinin milli gelir içindeki payında da dikkat çekici gerileme yaşandı. Özellikle ihracatçılar, kontrollü kur politikası ve yüksek faiz nedeniyle rekabet güçlerinin zayıfladığı yönünde uzun süredir uyarılarda bulunuyor. İş dünyasının son dönemde sıkça dile getirdiği ‘üretimsiz dezenflasyon olmaz’ eleştirisi de tam bu noktaya işaret ediyor.

Üç yılın bilançosu

Bugün gelinen noktada üç yıllık ekonomi programı, enflasyonun kontrol altına alınması, dış dengenin güçlenmesi ve finansal göstergelerde normalleşme açısından önemli mesafe kat etmiş görünse de üretim, yatırım ve büyüme tarafında yeni denge arayışlarını beraberinde getiriyor. Önümüzdeki dönemin temel sorusu ise dezenflasyon sürecinin üretimi destekleyen yeni reformlarla tamamlanıp tamamlanamayacağı olacak. Ekonomi yönetimi fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesini öncelik olarak görürken, iş dünyası artık bu başarının yatırım, ihracat ve sanayi üretimine daha güçlü yansıyacağı ikinci faz politikalarının hayata geçirilmesini bekliyor. Üç yılın sonunda ortaya çıkan tablo, programın en zorlu bölümünün geride kaldığından çok, tam tersine kalıcı büyüme ile düşük enflasyonu aynı anda sağlayacak yeni dönemin henüz başladığını gösteriyor.

En büyük sınav enflasyon

Orta Vadeli Program’ın (OVP) özellikle enflasyon hedeflerinde öngörülerini tutturmakta zorlandığı, buna karşın büyüme, işsizlik, cari denge ve bütçe disiplini tarafında görece daha başarılı bir performans sergilediği görülüyor. 2025 yılı verileri programın en büyük sınavının enflasyon olduğunu ortaya koyuyor. OVP’de 2025 yıl sonu enflasyonunun yüzde 28,5 olması hedeflenirken, gerçekleşme yüzde 44,38 oldu. Bu sapmada hizmet enflasyonundaki katılık, gıda fiyatları, yönetilen fiyat ayarlamaları ve yıl boyunca süren sıkı para politikasının etkilerinin beklenenden daha yavaş hissedilmesi belirleyici oldu. Buna karşılık büyüme tarafında hedefe yakın bir performans sergilendi. Öyle ki program yüzde 3,3 büyüme öngörürken ekonomi yılı, yüzde 3,6 büyümeyle tamamladı. İşsizlik oranı yüzde 8,5 hedefinin de altına inerek yüzde 8,3’e geriledi. Cari açığın milli gelire oranı hedeflenen yüzde 1,4 seviyesinin üzerinde, yüzde 1,9 olarak gerçekleşse de önceki yıllara göre dış dengedeki iyileşme sürdü. Bütçe dengesi ise hedeflerden daha iyi bir görünüm ortaya koyarak mali disiplin tarafında olumlu bir tablo çizdi.

İşsizlik oranı geriledi

2026 yılına ilişkin bugüne kadar açıklanan veriler ise dezenflasyon sürecinin devam ettiğine işaret ediyor. Mayıs itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 32,61 seviyesine gerilemiş olsa da yıl sonu için OVP’de öngörülen yüzde 16 hedefinin hala oldukça üzerinde bulunuyor. Bu durum, yılın ikinci yarısında enflasyonda daha güçlü bir düşüş gerektirdiğini gösteriyor. Ekonomi ilk çeyrekte yüzde 2,5 büyüyerek programdaki yüzde 3,8’lik yıl sonu hedefinin gerisinde bir başlangıç yaptı. Bu görünüm, sıkı para politikasının iç talebi yavaşlatırken büyüme üzerinde baskı oluşturduğunu ortaya koyuyor.

İşgücü piyasası ise güçlü görünümünü koruyor. Nisan itibarıyla işsizlik oranının yüzde 8,2’ye gerilemesi, OVP hedeflerinin de altında bir performansa işaret ediyor. Cari açıkta da olumlu tablo devam ediyor. Nisan verilerine göre cari açığın milli gelire oranı yaklaşık yüzde 1 seviyesinde bulunuyor ve bu görünüm yıl sonu hedefiyle büyük ölçüde uyumlu seyrediyor. Bütçe tarafında ise ilk çeyrek verileri mali disiplinin sürdüğünü gösterse de yılın kalan bölümünde deprem harcamaları, faiz giderleri ve kamu yatırımlarının bütçe performansı üzerinde belirleyici olması bekleniyor.

Büyüme ve üretim talebi artıyor

Genel tablo değerlendirildiğinde, son iki yılda ekonomi programının finansal istikrarı güçlendirme, cari açığı azaltma ve işgücü piyasasını koruma konusunda önemli ilerleme sağladığı görülüyor. Buna karşılık programın temel hedefi olan enflasyonu öngörülen patikaya indirme konusunda istenilen hız henüz yakalanabilmiş değil. Bu nedenle ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde fiyat istikrarını kalıcı hale getirirken, büyüme ve üretim üzerindeki baskıyı azaltacak yeni politika adımlarına odaklanması bekleniyor.

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi-2

Süleyman Sönmez / TÜRKONFED

Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, üç yıllık ekonomi programının makroekonomik alanda çeşitli kazanımlar sağladığını belirterek, “Bir iş dünyası örgütü olarak biz bu istikrar arayışını değerli buluyoruz. Çünkü istikrar, üretimin ve yatırımın ön koşuludur” diyor.

Bununla birlikte mevcut dengelenme sürecinin üretici ve ihracatçı üzerinde önemli bir yük oluşturduğuna da dikkat çeken Sönmez, yüksek finansman maliyetlerinin işletme sermayesini ve yatırım iştahını baskıladığını ifade ediyor. Sönmez, “Yani büyümeyi soğutarak elde edilen istikrarın faturasını, en çok üreten ve döviz kazandıran kesim ödüyor. Sanayicinin talebi, dengelenmenin yalnızca üretimi kısarak değil, verimliliği ve yatırımı destekleyecek araçlarla birlikte kurulması” değerlendirmesinde bulunuyor.

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi-3

Gürsel Baran / ATO

İki aşamalı etki bekleniyor

Son üç yılda uygulanan ekonomi programının enflasyonla mücadele ve makroekonomik istikrar açısından önemli kazanımlar sağladığını ifade eden Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran da finansal piyasalarda istikrarın güçlenmesi, risk priminin gerilemesi, rezervlerdeki artış ve yatırımcı güvenindeki iyileşmenin programın olumlu sonuçları olduğunu söylüyor.

“Programın uygulama sürecinde en büyük yükü üretici, sanayici ve ihracatçı kesim taşıdı. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikası, finansmana erişimi zorlaştırırken kredi maliyetlerini de önemli ölçüde artırdı. İşletmelerimiz bir taraftan yüksek finansman maliyetleriyle mücadele ederken, diğer taraftan artan işçilik, enerji ve girdi maliyetleriyle karşı karşıya kaldı” diye konuşan Baran, küresel talepteki yavaşlama, yakın coğrafyamızdaki jeopolitik gelişmeler ve kur artış hızının enflasyonun gerisinde kalmasının ihracatçıların rekabet gücünü olumsuz etkilediğine işaret ediyor. Baran, bununla birlikte enflasyonun kontrol altına alınmasının, yatırım ortamının güçlenmesinin ve ekonomik öngörülebilirliğin artmasının, uzun vadede üretici ve ihracatçılara olumlu yansıyacağını söylüyor.

Önümüzdeki dönemde programın etkilerinin iki aşamada olabileceğini öngören Baran, şöyle devam ediyor: “İlk aşama, enflasyonun kademeli olarak gerilemesi ve ekonomide öngörülebilirliğin artması olacak. İkinci aşama ise üretim, yatırım ve ihracat tarafında hissedilecek etkiler olacak. Enflasyondaki düşüş kalıcı hale geldikçe faizler üzerinde de aşağı yönlü bir iniş oluşacağına bunun da işletmelerimizin finansmana erişimini kolaylaştırabileceğine, yatırım iştahını artırabileceğine ve ekonomik aktiviteyi daha güçlü bir şekilde destekleyebileceğine inanıyoruz.”

İhracatçılar destek istiyor

İş dünyası liderlerinin de vurguladığı gibi enflasyonu düşürmek, mali disiplini ve finansal istikrarı sağlamak için uygulanan ‘yüksek faiz, düşük kur’ odaklı ekonomi programından en çok etkilenen grup ihracatçılar oldu.

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi-4

Mustafa Paşahan / İHKİB

En çok kan kaybeden sektörlerden biri olan hazır giyim ve tekstil ihracatı son üç yılda oran olarak yüzde 21, değer bazında 4,4 milyar dolar daraldı. Sektör bu yılın ilk beş ayını da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,4 ekside tamamladı. Hazır giyim ithalatı ise hızla artarak 4,5 milyar dolara ulaştı. Uygulanan ‘düşük kur yüksek faiz’ politikası nedeniyle asgari ücretli bir çalışanın işverene maliyetinin 600 dolardan bin 500 dolara geldiğini belirten İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan, “Mevcut teşvik sistemiyle sorunları çözemiyoruz. Dolayısıyla doğrudan desteklerle asgari ücret maliyetinin 800 - 850 dolar seviyelerine indirilmesi gerekiyor” diyor.

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi-5

Muhammet Öztürk / EGE İHRACATÇI BR.

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk de üç yıldır uygulanan ekonomi programının finansal istikrar açısından önemli kazanımlar sağladığını ancak ihracatçıların ciddi maliyet baskıları altında faaliyet gösterdiğini söylüyor. Son üç yılda enflasyonun yüzde 177 artarken döviz kurundaki yükselişin yüzde 100 seviyesinde kaldığını belirten Öztürk, enflasyondaki düşüşün kalıcı hale gelmesi, finansman maliyetlerinin gerilemesinin ve ihracatçının rekabet gücünü artıracak desteklerin sürmesinin kritik önem taşıdığını belirtiyor. Öztürk, “Üretim, yatırım ve ihracat odaklı adımlarla ekonomi programının ihracatçıya nefes aldıracak şekilde yeniden kurgulanması yerinde olacaktır” diyor.

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi-6

Burhan Özdemir / MÜSİAD

Reform çağrısı güçleniyor

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir de üç yıllık ekonomi programını makroekonomik dengelerin yeniden tesis edilmesi açısından önemli bir geçiş süreci olarak değerlendirirken, üretici ve ihracatçının finansman, maliyet ve rekabet gücü açısından zorlandığını söylüyor.

Yüksek faiz ortamının finansmana erişimi zorlaştırdığını, sınırlı kur hareketlerinin ise ihracatçının rekabet gücünü olumsuz etkilediğini belirten Özdemir, sanayicinin yaşadığı sıkışıklığın yalnızca finansman maliyetleriyle açıklanamayacağını, verimlilik, kapasite kullanımı ve üretim planlamasına ilişkin yapısal sorunların da tabloyu ağırlaştırdığını dile getiriyor. Ekonomi programının devamında dezenflasyon sürecinin etkilerinin daha belirgin hale geleceğini kaydeden Özdemir, “Ancak bundan sonraki aşamada yalnızca para politikasıyla ilerlemek yeterli olmayacaktır. Çünkü Türkiye’de enflasyonun önemli bir bölümü yapısal alanlardan besleniyor” ifadelerini kullanıyor.

Kalıcı fiyat istikrarı için gıda, konut, lojistik ve iş gücü piyasalarındaki sorunların çözümünün kritik önem taşıdığını vurgulayan Özdemir, kapasitesini büyütecek yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi-7

Mustafa Gültepe / Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı

“Mücadele programı mutlaka güncellenmeli”
“Son 3 yılda işçilik, enerji ve diğer üretim maliyetleri hızla yükselirken, döviz gelirlerindeki artış aynı ölçüde gerçekleşmedi. Bu durum özellikle emek yoğun sektörlerde pazar kayıpları ve kârlılık sorunlarını beraberinde getirdi. Uygulanan programın temel motivasyonu enflasyonu tek haneye indirmekti. Muhtemelen bu yılı, yine yüzde 30 civarında bir enflasyonla kapatacağız. Yani hedeflenenden neredeyse dört kat daha yüksek bir enflasyonla karşı karşıyayız. Sadece bu veriden bile üç yıldır uygulanan programın, tüm fedakarlıklara rağmen başarılı olamadığını net bir şekilde görüyoruz. Hiçbir güncelleme yapılmadan programda ısrar edilmesi halinde üretim ve ihracattaki kaybın artarak devam etmesinden endişeliyiz. İhracatta rekabetçiliğin yeniden kazanılabilmesi için farklı destek mekanizmalarına ihtiyaç var. Bu kapsamda istihdam desteğinin 6 bin liraya, asgari ücret desteğinin 2 bin 500 liraya, halen yüzde 3 olarak uygulanan döviz dönüşüm desteğinin en az yüzde 7’ye çıkarılmasını talep ediyoruz.”

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi-8

Şekib Avdagiç / İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı

“Türkiye üretimle büyüyen ülke olmalı”
“Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesi için tüketim yerine üretim ve ihracat odaklı bir modele geçilmesi gerekiyor. Dezenflasyon programında finansal göstergelerde önemli kazanımlar elde edildi. Bundan sonraki süreçte ihracatı destekleyecek finansman ve kur politikaları önemli. Sürdürülebilir ve nitelikli büyüme için sanayi odaklı, ihracata dayalı ekonomi modelinin güçlendirilmesini temel öncelik olarak görüyoruz. Türkiye önümüzdeki 10 yılda üretim ve ihracat, lojistik ile enerji ve teknoloji alanlarında önemli sıçrama yapabilecek potansiyele sahip. Yeni teşvik kararları da bu hedefler açısından önemli bir adım. Türkiye tüketimle büyüyen bir ülke olmamalı. Mutlaka üretimle büyüyen bir ülke olmak zorunda. Sanayinin milli gelir içindeki payı 2021 yılında yüzde 25,5’e kadar çıkmıştı. 2026’nın itibarıyla pay önce yüzde 17,7 seviyesine indi. Türkiye’nin mutlaka bu oranı önce yüzde 20’ye sonra yüzde 25’e çıkarma konusunda, daha evvel başardığımızı tekrar başarmak zorunda olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Üretim yapımızı yukarı taşımadan ve bunu sürekli kılmadan ihracatta sıçrama yapmamızın mümkün olmadığını düşünüyorum.”

Üç yılı dolduran program enflasyonu dize getiremedi-9

Prof. Dr. Kamil Yılmaz / Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi

“Dezenflasyon yavaş ve yapışkan olacak”
“Programı, makro istikrar ile reel sektör maliyeti arasındaki klasik bir geçiş sancısı olarak okumak gerekir. Pozitif taraf açık: Şimşek göreve geldiğinde yüzde 38 olan, Mayıs 2024’te yüzde 75’i gören enflasyon bugün yaklaşık yüzde 32,6’ya indi. Eş zamanlı olarak para politikasında normalleşme sağlandı, KKM’den çıkış başladı, rezervler güçlendi, risk primi geriledi. Büyümedeki fren de sınırlı kaldı (2025 üçüncü çeyrek yüzde 3,7). Ancak madalyonun reel sektör yüzü çok daha gergin. Sorun talep eksikliğinden çok finansman maliyetinden: yüksek faiz işletme sermayesi ihtiyacını artırıp yatırımları ertelerken, ihracat odaklı sektörlerde kapasite kullanımı düşüyor; ticari krediler daraldı, KOBİ’lerde nakit akışı sorunları arttı. İhracatçıda düşük kur baskısı marjları sıkıştırıyor (beyaz eşyada 2026’nın ilk çeyreğinde ihracat yüzde 23 azaldı). Kısacası, program fiyat istikrarı yönünde kazanım üretti, ama bunu üretim ve ihracat cephesinde ciddi maliyetle yaptı. Önümüzdeki dönemde dezenflasyon yavaş ve yapışkan olacak: 2026 sonu TÜFE beklentisi yüzde 29’a çıktı, tek haneli hedef fiilen 2027 sonrasına ötelendi; hızlı bir rahatlama gerçekçi değil.”

0

Ayşegül Sakarya Pehlivan
Ayşegül Sakarya Pehlivan

Diğer Yazıları
EKONOMİST YENİ SAYI
Ekonomist Dergisini takip etmek için abone olun.
ABONE OL