Müzecilikten tema parklara, kamusal alan tasarımlarından dijital deneyim merkezlerine uzanan geniş proje portföyüyle Outdoor Factory, kültürel mirası çağdaş deneyimlere dönüştüren bir tasarım ve üretim modeli geliştiriyor.
16 yıllık deneyimi ve 400’ü aşkın uzman kadrosuyla faaliyet gösteren Outdoor Factory, İstanbul’dan Milano, Amsterdam, Riyad ve Taşkent’e uzanan geniş bir coğrafyada projeler hayata geçiriyor. Bugüne kadar Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Amerika kıtası başta olmak üzere 25’ten fazla ülkede 250’nin üzerinde projeye imza atan şirket; tema parklar, müzeler, şehir mimarisi ve sürdürülebilir dijital deneyim alanlarında geliştirdiği işler ile “mekânı deneyime dönüştüren” bir marka olarak konumlanıyor.
Gelirinin yüzde 70’i yurt dışından
Outdoor Factory, gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’ini yurt dışı projelerden, döviz bazlı olarak elde ediyor. Entegre üretim modeli ve disiplinli proje yönetimi sayesinde maliyet kontrolünü etkin biçimde sağlayan şirket, bu yapısıyla hem sürdürülebilir büyüme hem de finansal dayanıklılık açısından güçlü bir profil çiziyor. Türkiye ekonomisine sağladığı doğrudan döviz girdisiyle de dikkat çeken Outdoor Factory, global ölçekte rekabetçi ve ölçeklenebilir bir iş modeli ortaya koyuyor.
Orta Doğu ve Körfez bölgesi, yüksek yatırım hacmi ve deneyim odaklı projelere olan talep nedeniyle şirketin en hızlı büyüdüğü pazarlar arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra Orta Asya ve Doğu Avrupa, kültürel içerikli projeler açısından önemli fırsatlar sunarken; Amerika kıtası yeni nesil tema park yatırımlarıyla dikkat çekiyor.
Outdoor Factory, önümüzdeki 5 yıl içinde uluslararası proje sayısını en az dört katına çıkarmayı hedefliyor. Bu doğrultuda Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri öncelikli odak alanları arasında yer alırken; Afrika, Güneydoğu Asya ve Amerika pazarlarında da büyüme planlanıyor. Avrupa’da ise daha seçici bir strateji izleyerek sanat ve teknoloji odaklı immersive deneyim projelerine odaklanılması hedefleniyor.
“Deneyim ihraç ediyoruz”

Outdoor Factory Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Yedigöz, “Bugün geldiğimiz noktada yalnızca mekân tasarlayan bir yapı değil, kültürel hikâyeleri, tarihsel anlatıları ve teknolojiyi bir araya getirerek bütüncül deneyimler üreten bir marka olarak hareket ediyoruz. Bu deneyimleri farklı coğrafyalara taşıyor, her projeyi bir ihracat kaleminden öte ‘deneyim ihracatı’ olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz; bu modeli daha fazla ülkeye yaymak, özellikle deneyim ekonomisinin hızla büyüdüğü pazarlarda daha güçlü bir varlık göstermek ve Türkiye’den çıkan yaratıcı üretimi küresel ölçekte referans haline getirmek” diye konuştu.
3 bin yıllık tarih, dijital müze deneyimiyle yeniden kurgulandı
Bu üretim modelinin sahadaki karşılığı ise uluslararası projelerde somut biçimde görülüyor. Şirketin uluslararası projeleri arasında öne çıkan örneklerden biri Özbekistan’da hayata geçirilen İslam Medeniyeti Müzesi oldu. Taşkent’te yaklaşık 10 hektarlık alanda kurulan ve 50 bin metrekare kapalı alana sahip merkezde, İslam Öncesi Dönem sergisinin tasarım ve uygulaması Outdoor Factory tarafından gerçekleştirildi. Paleolitik Çağ’dan başlayarak bölgenin kadim uygarlıklarına uzanan tarihsel anlatı; dijital altyapı, interaktif sergi alanları ve immersive teknolojilerle yeniden kurgulandı. Outdoor Factory, Özbekistan’ın 3 bin yıllık tarihini dijital müze deneyimine dönüştürdü. Proje, ziyaretçiyi pasif izleyici olmaktan çıkararak deneyimin aktif bir parçası haline getiren yapısıyla dikkat çekiyor.
Guinness Dünya Rekorları tarafından “dünyanın en büyük İslam medeniyeti müzesi” olarak tescillenen merkez, günlük yaklaşık 5 bin ziyaretçiye ev sahipliği yapıyor.
Bu ve benzeri projeler, Outdoor Factory’nin kültürel miras ve deneyim tasarımını bir üretim modeli haline getiren yaklaşımının sahadaki en somut örnekleri arasında yer alıyor. Outdoor Factory, önümüzdeki dönemde kültürel miras, şehir mimarisi, dijital deneyim ve eğlence yapıları gibi farklı disiplinleri bir araya getiren üretim modeliyle uluslararası büyümesini sürdürmeyi hedefliyor. Şirket, mekânı yalnızca tasarlayan değil; onu anlatıya, deneyime ve ekonomik değere dönüştüren yaklaşımıyla global ölçekte konumunu güçlendiriyor.