Çocuk yetiştirmek, yalnızca onların fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, iyi bir eğitim almalarını sağlamak ya da başarılı bir öğrenci olmalarına yardımcı olmakla sınırlı değil. Belki de en az bunlar kadar önemli olan, çocukların kendilerini tanımaları, duygularını ifade edebilmeleri, sorunlar karşısında çözüm üretebilmeleri ve başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri. Çünkü hayata hazırlanan bir çocuğun en büyük kazanımı, neler bildiğinden çok, kendisini ve çevresini ne kadar anlayabildiğidir.
Bugün çocukların dünyası hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Dijital ekranlar, yoğun gündemler, değişen sosyal ilişkiler ve akranlarıyla yaşadıkları sorunlar, onların duygusal dünyalarını da etkiliyor. Sevinçlerini anlatmakta zorlanmayan bir çocuk, öfkesini neden yaşadığını açıklarken aynı rahatlığı gösteremeyebiliyor. Hayal kırıklığıyla karşılaştığında sakinleşmekte güçlük çekebiliyor, bir anlaşmazlığı konuşarak çözmek yerine ortamdan uzaklaşmayı tercih edebiliyor. İşte tam da bu noktada çocukların yalnızca akademik değil, sosyal ve duygusal gelişimlerini de destekleyen çalışmaların önemi ortaya çıkıyor.
LC Waikiki ile Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın (TEGV) iş birliğiyle hayata geçirilen Yaşamsal Gelişim Yolculuğu Eğitim Programı, bu ihtiyaca yanıt vermeyi amaçlayan anlamlı bir girişim. Program, çocukların kendilerini keşfetmelerine, duygularını tanımalarına ve sosyal yaşamda karşılaştıkları durumlarla daha sağlıklı başa çıkmalarına destek olmayı hedefliyor.
Çocukların duyulmaya ihtiyacı var
LC Waikiki'nin FutureBright iş birliğiyle gerçekleştirdiği Çocukların Sosyal ve Duygusal Gelişiminde Destek İhtiyaçları Araştırması, üzerinde düşünmemiz gereken önemli sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırma kapsamında 12 ilde 911 ebeveynin görüşlerine başvurulmuş. Elde edilen bulgulara göre ebeveynlerin yüzde 51'i çocuklarının kendilerini tanıtırken sevdikleri oyunlardan ve etkinliklerden söz ettiğini belirtirken, duygularından bahseden çocukların oranı yalnızca yüzde 18'de kalıyor.
Bir başka dikkat çekici sonuç da öfke karşısında ortaya çıkıyor. Ebeveynlerin yüzde 85'i çocuklarının sevindiklerinde hem duygularını hem de bunun nedenini anlatabildiğini söylerken, öfkelendiklerinde aynı şekilde açıklama yapabildiklerini belirtenlerin oranı yüzde 63'e düşüyor.
Bu rakamlar bize basit ama önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Çocukların duyguları var, ancak bu duyguları tanımlamak ve anlatmak her zaman kolay değil. Oysa öfke, üzüntü, kıskançlık ya da hayal kırıklığı, çocukların yaşamlarının doğal bir parçası. Önemli olan bu duyguları bastırmaları değil, onları tanımayı ve sağlıklı biçimde ifade etmeyi öğrenmeleri.
Araştırmaya göre her 10 çocuktan üçü öfke ya da hayal kırıklığı yaşadığında sakinleşmekte zorlanıyor. Olumsuz bir sonuçla karşılaştığında yaşananları konuşmak istemeyen çocukların oranı ise yüzde 29. Anlaşmazlık durumunda iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm önerebilen çocukların oranının yaklaşık dörtte birde kalması da sosyal becerilerin geliştirilmesinin önemini gösteriyor.
Akran zorbalığına ilişkin veriler de tablonun başka bir boyutunu ortaya koyuyor. FutureBright'ın 2025 yılında 1.211 ebeveynle gerçekleştirdiği Türkiye'de Akran Zorbalığı Araştırması'na göre ebeveynlerin yüzde 23'ü çocuklarının akran zorbalığına uğradığını, yüzde 50'si ise çevrelerinde yaşanan zorbalığa tanıklık ettiklerini ifade ediyor.
Elbette bu veriler, çocukların tamamının aynı sorunları yaşadığı anlamına gelmiyor. Ancak ailelerin, eğitimcilerin ve toplumun çocukların duygusal ihtiyaçlarını daha yakından anlaması gerektiğine işaret ediyor.
Üç aşamalı bir gelişim yolculuğu
Yaşamsal Gelişim Yolculuğu Eğitim Programı'nın değerli taraflarından biri, çocukların gelişimini tek bir başlık altında ele almaması. Birinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar olan çocuklara yönelik hazırlanan program, farklı yaş gruplarının ihtiyaçlarını gözeten üç aşamadan oluşuyor.
Oyunlar, grup çalışmaları, canlandırmalar ve deneyim paylaşımıyla desteklenen bu yaklaşım, çocukların yalnızca dinleyerek değil, deneyerek ve birlikte üreterek öğrenmelerini amaçlıyor. Çünkü bir çocuğa anlaşmazlıkları çözmesini anlatmakla, onu güvenli bir ortamda çözüm üretmeye teşvik etmek arasında önemli bir fark var.
3 yılda 27 bin çocuğa ulaşılması hedefleniyor
Programın üç yıl içinde 22 şehirdeki 30 TEGV etkinlik noktasında uygulanması ve 27 bin çocuğa ulaşması hedefleniyor. Bu hedefin gerçek bir toplumsal kazanıma dönüşmesi, programın yaygınlaşmasının yanı sıra çocukların edindikleri becerileri günlük yaşamlarında kullanabilmeleriyle de yakından ilişkili.
LC Waikiki Müşteri İçgörüleri ve Pazarlama İletişiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinem Akgül, programın çıkış noktasını çocukların kendilerini ifade edebilmeleri ve farklılıklarıyla kabul görmeleri üzerinden açıklıyor.
Akgül, “LC Waikiki olarak ‘İyi giyinmek herkesin hakkı’ anlayışımızı, çocukların kendilerini iyi hissetme, düşüncelerini özgürce ifade edebilme ve farklılıklarıyla kabul görme hakkını da kapsayan bir yaklaşımla ele alıyoruz” sözleriyle sosyal sorumluluğun yalnızca maddi destekten ibaret olmadığını vurguluyor.
Akgül'ün şu değerlendirmesi de özellikle dikkat çekici: “Çünkü çocukların kendilerini tanımaları, duygularını ifade edebilmeleri, yaşamları boyunca ihtiyaç duyacakları temel beceriler arasında yer alıyor.”
Bu yaklaşım, markaların toplumsal yaşamdaki rolüne ilişkin daha geniş bir tartışmayı da
“Eğitim, bir çocuğun bütün yaşamını değiştiriyor”
TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı'nın değerlendirmesi ise eğitimin sınavlar, karneler ve akademik başarıyla sınırlı olmadığını hatırlatıyor.
Tosyalı, “Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” vizyonuyla 31 yıldır çocukları nitelikli eğitimle buluşturduklarını belirterek eğitimin yaşam boyu etkisine dikkat çekiyor. Tosyalı'nın şu sözleri programın temel felsefesini özetliyor:
“Karnede görünmeyen ama hayatın her döneminde ihtiyaç duyulan beceriler var: Kendini tanımak, duygularını ifade etmek, sorunlar karşısında çözüm üretebilmek.”
Tosyalı, Yaşamsal Gelişim Yolculuğu ile çocukların “duygularını yönetebilen, sağlıklı ilişkiler kuran, sorumlu kararlar alan ve topluma duyarlı bireyler olarak yetişmesini” desteklediklerini ifade ediyor. Bu sözler, eğitimde görünür başarıların yanında daha az ölçülen ancak yaşamın niteliğini doğrudan etkileyen becerilere de alan açılması gerektiğini ortaya koyuyor.