Özel sektöre ‘Yeşil fon’ fırsatı…

Özel sektöre ‘Yeşil fon’ fırsatı…

İklim mi, krizi mi, yok canım!!! İklim değişikliği öyle bir mesele ki bileni, farkına varanı ve anlayanı derinden kaygılandırıp çoğunlukla çaresizlik içinde bırakıyor.

Levent Erkan
WEglobal Yönetim Kurulu Başkanı

Diğer yanda bilmeyeni, farkında olmayanı, umursamayanı veya inanmayanı da zerre etkilemiyor. Sorun şu; durum açık, her şey ortada, verilerle kanıtlanmış durumda.

Son yüzyılın en sıcak 3 yılı 2016, 2017, 2018; hava sıcaklığı Grönland’da mevsim normallerinin 40 derece üstünde seyrediyor; Hindistan’da sıcaklık Haziran ayı içinde 48 dereceye kadar ulaştı; hayvan türlerinin yüzde 60’ı son 50 yılda tükendi.

Bilim insanlarının en son yayınladığı rapora göre (IPCC 1.5 derece raporu) 2030 yılına kadar sıcaklık artışını 1.5 derecede tutamazsak geri dönülmez noktaya ulaşmış oluyoruz. Sonuç olarak felaket kapıdan içeri girmek üzere. Durumun adı artik iklim değişikliği veya küresel ısınma değil; artık ona iklim krizi diyoruz.

Harekete geçmek için konunun arka planını ve sebeplerini anlamaya, öğrenmeye gerek yok. İlgilenen elbette araştırabilir. Olayın özü şu: Geçtiğimiz 150 yılda geliştirdiğimiz sanayi, edindiğimiz modern tüketim alışkanlıklarımız dünyamıza öyle bir zarar verdi ki bilim insanlarına göre acil önlem almazsak insanlık, tarihindeki 6’ıncı kitlesel yok oluşu yaşayacak. Yanlış anlama olmasın dünya değil, insanlık ve diğer canlılar yok olacak.

37 HİBE PROGRAMINA DAVET
Bu kapsamda İklimİN Projesi de Türkiye’de iklim değişikliği alanında ortak çabaların desteklenmesi amacıyla WEglobal liderliğindeki konsorsiyum tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adına yürütülen bir Avrupa Birliği projesi olarak karşımıza çıkıyor.

Takım Lideri Gaye Erkan projenin iklim değişikliği alanında Türkiye’de hayata geçirilen en kapsamlı proje olduğunun altını çizerek, 20 ilde düzenlenen eğitimler ve 27 ilde yürütülen 37 hibe projesi ile Türkiye’nin iklim değişikliği hakkında yerelde ciddi anlamda kapasite geliştirdiğini belirtiyor.

Erkan, iklim değişikliği alanında Dünya Bankası’nın geçen yıl ilan ettiği 250 Milyon Dolarlık fona dikkat çekiyor ve Avrupa Birliği gibi diğer fon kaynaklarından desteklerin artarak devam edeceğini söyleyip gerek özel sektör, gerek sivil toplum kuruluşlarının proje fikirlerini geliştirmeye başlamasını salık veriyor.

Bu doğrultuda hepimizin, ama hepimizin, birlikte harekete geçmesi gerekiyor.

Devlet ve politika düzeyinde tüm politikalarda iklim konusunun yatay konu olarak kapsama alınması gerekli. Doğrudan ilgili enerji, çevre, tarım, ulaştırma, kentler gibi politikaların iklim değişikliği modellerine göre revize edilmesi ve öncelikler arasına girmesi şart.

Özel sektör açısından bakıldığında yatırımların fizibilitesinde iklim değişikliği, çevresel etkiler, afet ve felaketler mutlak suretle göz önünde bulundurulmalı. Bu sadece bina veya inşaat sektörü için değil, gıda sektörü, sağlık sektörü, sanayi gibi bir çok sektör için geçerli çünkü iklim değişikliği etkileri tüm sektörleri vuracak. Örneğin, yaşayacağımız kuraklıklar gıda sektörünü vuracak (etkileri şimdiden hissetmeye başlamadık mı?).

Öte yandan, artık bir çok ülkede ulusal veya uluslararası kaynaklı verilen “yeşil fon”lar, özel sektör için bir fırsat niteliği taşıyor. Bu noktada bankaların yeni yatırım araçları oluşturarak özel sektörü desteklemesiyle, iş dünyasının farkındalığı arttırılarak önlemlerin alınmasına katkı sağlamalarına olanak tanınabilir.

Başka bir bakış açısıyla iklim değişikliği konusunda etkilerin azaltımı veya iklim değişikliğine uyum, yeni ekonomik fırsatlar, değişen iş alanları, meslekler gibi yeni dönem faydaları da beraberinde getirebilir. Önemli olan fırsatları önceden görüp bununla ilgili vizyon ve stratejileri geliştirebilmek.

Sivil toplum ve birey ayağında ise bireysel olarak yapılması gerekenler ele alınabilir. Toplumsal farkındalığın ve toplu hareketin kitleleri bütünleştirerek ses getirmesiyle ulusal bir değişim süreci başlatılabilir. Bunun en güzel örneklerinden birini en son plastik poşet kullanımına son verme kampanyasında gördük.

Devletin bizzat desteğiyle (Sıfır Atık) hem politika, hem halk düzeyinde farkındalık arttırma ile baştan sona çözüm sağlayan bir uygulama tecrübesi yaşıyoruz. Buna benzer bir sürü kampanya yaparak iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik başarılı uygulamalar hayata geçirilebilir.

Herkesin rolünden bahsettik ancak somut olarak ne yapmalı sorusuna da açıklık getirmekte fayda var. İklim değişikliği etkilerini azaltmak için, ülkelerin hedefi 2050’ye kadar “net zero emissions” (0 seragazı salımı/emisyonu).

Elbette bunu başarmak için en önemlisi kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların kullanımını azaltmak ve temiz/yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek. Türkiye güneşin, rüzgarın bol olduğu coğrafi özellikleriyle ve fiziksel büyüklüğüyle bölgede olağanüstü bir yenilenebilir enerji lideri olabilecek potansiyelde bir ülke.

Bunun avantajlarından daha fazla faydalanmak için enerji politikalarının, kanun ve yönetmeliklerin geliştirilmesi ve uygulamaların hızlıca yayılması gerekmekte. Bu bağlamda özel sektör yatırımlarının artması için fon imkanlarının artması ayrıca önemli.

Kaldı ki yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanıldığı enerji sektöründe yeni iş ve istihdam fırsatları da geleceğin önemli meslek alanlarından olacak gibi duruyor.

Yerel düzeyde belediyelerin altyapı ve kentsel planlamalarını iklim değişikliği modellerine göre yapması gerekli.

Her ilin bir “İklim Değişikliği Stratejik Eylem Planı” olmalı. Bu konuda Türkiye’de belli başlı illerde çalışmalar başladı ama 81 ile yayılması gerekli. Atık ayrıştırma maalesef hala ne bireysel alışkanlıklarımızda yerleşti, ne de belediyelerin geri dönüşüm konusunda süreçleri tam oturdu.

Öte yandan halkla doğru etkileşimin yaratılması açısından belediye-STK işbirlikleri olmazsa olmazlardan. Yerel halkı karar alma süreçlerine dahil etmek önemli. Kent konseylerinin bu bağlamdaki rolü ayrıca değerlendirilip kuvvetlendirilmeli.

Peki son tahlilde, bireysel anlamda nasıl bir katkı verebiliriz? Aslında hepsini biliyoruz ama uygulama konusunda zayıfız. Daha ilkokulda öğrendiğimiz suyu tasarruflu kulan, odadan çıkarken ışığı söndür, tabağındakini bitir, yere çöp atma gibi annemizin-babamızın söyledikleri her zamankinden daha fazla geçerli.

Bu devirde eklenecekler plastik kullanma hayvansal gıda yeme ya da tüketimini azalt (hem kesene, hem sağlığına hem doğaya zarar, tabii endüstriyel hayvan kıyımının azalmasına katkın da cabası!), arabayla gitme toplu taşım kulan veya yürü, uçağa az bin (en fazla emisyon yaratan kaynaklardan biri havayolu ulaşımı!), ağaç dik, tüketim dayatmasına dur de gibi unsurlar olabilir.

İklim değişikliği yerine “iklim krizi” ifadesi, yeni, 2-3 aylık bir ifade. Sebebi dünyayı bu zamana kadar yaşadığımız gibi tutabilmek için çok az (12 yıl!) zamanımızın kalmış olması. Türkiye insanlık tarihinin 12.000 yıl önce Göbeklitepe topraklarında başladığı bir ülke olarak, insanlığı kurtarmak için kendine yakışan çabayı göstermeli…

WEglobal yönetim kurulu başkanı Levent Erkan, İklim Değişikliği ve İklimin Projesi’nin Türkiye’de buna katkısı hakkında şunları dile getirdi: “Dünyanın en önemli ortak sorunu İklim Değişikliği ve bu konuda yapılacaklardır.

Bu proje AB ve Türkiye’nin finansmanı ile Türkiye’de gerçekleştirilen ve bu süreç konusunda Kamuoyu ve ilgili paydaşları pozitif olarak tetikleyen en değerli ve etkili projedir. Bu Projenin bu kadar etkili olmasında, Çevre Bakanlığımızın verdiği değer, AB’nin konuya verdiği önem ve iyi bir danışman ekibi ile tüm paydaşları bu kadar önemli ve hassas süreci iyi yönetebilmelidir.”



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap