İran savaşı hem bölgesel hem de küresel ekonomide büyük kırılmalar yaratırken, Türkiye iş dünyası da bu değişimi anlamaya ve uyum sağlamaya çalışıyor. Savaşın yarattığı yeni süreci Ekonomist’e değerlendiren TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, ateşkes sürecine giren savaşın tekrar şiddetlenmesi halinde risklerin derinleşebileceğini söylüyor.
Ekonomist’in 12 - 25 Nisan 2026 tarihli sayısından
Enerji maliyetleri, sermaye akımları, turizm, döviz girişleri ve sektörlerdeki dalgalanmaları yakından izlediklerini kaydeden Diren, belirsizlik derinleştikçe finansman ve sektörel destek ihtiyaçları doğabileceğini dile getiriyor. Bu yıl enflasyon beklentisinin yüzde 29, büyüme öngörüsünün ise yüzde 3 seviyesinde olduğunu kaydeden Diren, bu süreçte iş dünyasının temel odak noktasının ekonomideki yapısal dönüşümün hızı, makroekonomik istikrarın kalıcılığı ve yatırım ortamının öngörülebilirliği olduğunu kaydediyor. İş dünyasının dönüşümünde ortak akla işaret eden Ozan Diren ile makroekonomiye dair öngörüleri ve dünyadaki gerilimin ekonomiye yansımalarını konuştuk.
“AB ile olumlu atmosfer bir fırsat”
“AB ile oluşan olumlu atmosferi, ekonomik ortaklığı günün koşullarıyla ve geleceğin rekabet dinamikleriyle uyumlu hale getirmek için bir fırsat olarak görüyoruz. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu müzakerelerinin herhangi bir teknik veya siyasal önkoşul olmadan başlatılması gerektiğini savunuyoruz. Bu adım, ekonomik entegrasyonu derinleştirip güveni güçlendirirken, üyelik perspektifinin yeniden canlanmasını da destekleyecektir.”
Ateşkes ile İran savaşında yeni bir döneme geçildi. Savaşın ve bu kırılgan ateşkesin dünya ve Türkiye’ye etkisi ne olacak?
Savaşın etkilerini kısa ve uzun vadeli olarak izliyoruz. Kısa vadede, her arz şokunda olduğu gibi bu savaşın da büyümeyi baskılayıp enflasyonu artıran bir etkisi olacak. Bu etkiler sadece Türkiye değil, dünya ekonomisinin geneli üzerinde hissedilecek. Ekonomi yönetiminin proaktif adımları ilk şokları karşıladı ve güven sağladı, kur tarafında istikrarı sağlamak için de rezervlerimizin güçlü şekilde kullanıldığını görüyoruz. Gündeme gelen ateşkes durumunu umut verici olarak değerlendiriyoruz ve kalıcı barış sağlanmasını diliyoruz. Ancak bunun olmaması, savaşın uzaması ve şiddetlenmesi halinde riskler derinleşebilir. Enerji maliyetleri, sermaye akımları, turizm, döviz girişleri ve sektörlerdeki dalgalanmaları yakından izliyoruz. Belirsizlik derinleştikçe finansman ve sektörel destek ihtiyaçları doğabilir; küresel arz zincirlerinden varlık fiyatlarına kadar birçok alan etkilenebilir.
Türkiye’nin bu konu özelinde yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin dengeli ve soğukkanlı diplomasi yaklaşımının, doğru makroekonomik politikalar ve yapısal dönüşümle, öngörülebilir adımlarla sürdürülmesi; kamu ve özel sektörün koordineli hareket etmesi bu süreci en az hasarla atlatmamızda belirleyici olacaktır.
TÜSİAD’da başkanlığını üstlendiğiniz yeni yönetiminin gündemindeki ilk üç madde nedir?
Savaşın etkileri en güncel konu olsa da bu tablo, dünya genelinde artan belirsizlikler, çatışmalar ve değişimlerle şekillenen bir sürecin parçasıdır. Dünyada dengeler değişirken Türkiye’nin sanayi altyapısı, coğrafi konumu, genç nüfusu ve Avrupa Birliği ile ekonomik entegrasyon düzeyiyle, pozitif ayrışabilme potansiyeline inanıyoruz. Bu potansiyelin hayata geçmesi için makroekonomik politika çerçevesi, demokrasi ve hukukun üstünlüğüyle kural bazlı öngörülebilirlik, güçlü ve güvenilir kurumlar, uluslararası ilişkiler ve iş dünyasının dönüşümü ekseninde adımların ortak akılla atılmasını önemsiyoruz. İş dünyası ve kamu olarak üzerimize düşenleri yaparak bunu birlikte başarabiliriz. Ekonomik gelişme ve rekabet gücünün, toplumun her alanda daha yüksek standartlara erişimi odağında kapsayıcı kalkınma yaklaşımıyla harmanlanmasını önceliklendiriyoruz ve çalışmalarımızı, üç ana eksende yoğunlaştırıyoruz. Birincisi ekonomik ve sosyal kalkınma, ikincisi küresel ilişkiler ve AB, üçüncü başlık ise iş dünyasında dönüşüm.
Böyle zor bir dönemde devreye giren Made in Europe statüsü Türkiye sanayisine neler katacak?
Sanayi Hızlandırıcı Yasa tasarısı kapsamında “Birlik içeriği” tanımına dahil edilmemiz, Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki yerinin ve AB ile ileri ekonomik entegrasyonunun tanınması açısından önemli bir gelişme. Bunun Made in EU çerçevesinde kalıcı ve güçlü bir konuma dönüşebilmesi, kamu alımları başta olmak üzere ilgili alanlarda müktesebatla uyumlu ve karşılıklılık ilkesi doğrultusunda adımlar atılmasını gerektiriyor. Sanayinin karbonsuzlaşması dahil yeşil dönüşüm çalışmalarını hızlandırmak da finansman, pazar erişimi ve rekabet gücü açısından bir o kadar önemli olacak. Bu adımlar, AB iç pazarındaki rekabet gücümüzü artırırken, yatırım açısından daha öngörülebilir bir yatırım merkezi olarak konumlanmamızı da destekleyecektir.
Enflasyonun bu yıl savaşın da etkisiyle hedeflerin üzerine çıkması muhtemel. Sizin öngörünüz nedir?
Savaş öncesinde dezenflasyon hızının bir miktar yavaşlamakta olduğunu ve enflasyonun bu yılın sonunda hedeflenen seviyenin üzerinde gerçekleşeceğini gözlemliyorduk. Savaşla birlikte enerji fiyatlarındaki yükseliş, gübre arzındaki aksamanın gıda fiyatlarına geçişi gibi faktörler de enflasyonu artıracak. Türkiye, eşel mobil gibi uygulamalarla savaşın enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak adına gerekli önlemleri alıyor ancak savaşın seyrine bağlı olarak büyüme beklentileri aşağı revize olurken enflasyon tahminleri de yukarı çekiliyor.
Savaşın enflasyon ve üretim maliyetlerine etkisi ne olur?
Savaşın, üretim maliyetleri üzerinde de yukarı yönlü baskı oluşturması kaçınılmaz. Yaşanan bir arz şoku olduğu için sürecin ne kadar kalıcı ya da geçici olacağı en kritik nokta. Biz ülke olarak enflasyonla mücadelede maalesef bu savaşla beraber yepyeni ve zorlu bir sürece girdik. Ateşkes durumu neticesinde savaş bu noktada biterse, belki bir miktar enflasyonda sınırlayıcı etkiler görebiliriz. Fakat savaş sürdüğü takdirde her ülke gibi Türkiye’nin de önemli bir maliyet enflasyonuna maruz kalma ihtimali mevcut. Bu durumda ancak doğru iktisadi politikalarla ikincil etkileri ve enflasyon beklentilerinin bozulması kanalını bir miktar yönetmek mümkün.
Hedefleri tutmadığı bir dönemde enflasyonu tek hanelere indirmek ne zaman mümkün olur?
Enflasyonun tek hanelere düşmesi için para ve mali politika gereklilik, fakat tek başına yeterli değil. Para ve maliye politikasıyla enflasyon yüzde 70’lerden yüzde 30’lara geriledi. Bundan sonra para ve maliye politikalarının yanında ekonomide kalıcı yapısal dönüşümlere ihtiyaç var. Bu da sanayiden tarıma, enerjiden eğitime ve iş gücüne kadar geniş kapsamlı bir çerçeve. Böyle kapsamlı, uzun soluklu bir program ile hızlı adımlar atmamız gerekiyor.
Küresel gelişmelerin yarattığı belirsizlikleri yönetmeyi ne kolaylaştırır?
İş dünyası gündeminde başta jeopolitik belirsizlikler geliyor. Yeşil ve dijital dönüşüm ve AB ile entegrasyon hedeflerimiz de var. Dünya ekonomisinde sahneye daha fazla çıkan Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ekonomik ilişkimizin geleceği konusunda da net bir çerçeveye ihtiyaç var. Dünyanın bu kadar bilinmezlik ve öngörülemezlikle dolu olduğu bir noktada, rekabette öne çıkacak sektörlerimizin de tariflenmesi gerek. Planlamanın zor olduğu bir dönem. Fakat bu dönemi iyi yöneten ülkeler pozitif ayrışacaktır.

Erken seçimin konuşulduğu bugünlerde, seçim takvimine ilişkin beklentiniz nedir?
Seçim takvimi, tamamen siyasi mekanizmanın kararlarına bağlı. İş dünyasının temel odak noktası, ekonomideki yapısal dönüşümün hızı, makroekonomik istikrarın kalıcılığı ve yatırım ortamının öngörülebilirliğidir.
“Ekonomide revizyonlar savaşa bağlı”
“Şu anda da yapılan tüm makro revizyonlar, savaşın süresi tam öngörülemediği için mekanik olarak yapılıyor. Türkiye’de yıllık enflasyona dair tahminler piyasada yüzde 28-29’a doğru yukarı çekilirken, büyüme tahminleri de yüzde 3 seviyesine ve hatta bir miktar daha altına doğru revize oluyor. Elbette ki savaşın yoğunluğu, yayılımı yeni revizyonlar da getirebilir.”