Tekstil sektörü, küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 8-10’unu oluşturuyor ve bu oran, havacılık ve deniz taşımacılığının toplamına yakın bir seviyede. Bu tablo, markaları üretimden tedarik zincirine kadar her aşamada dönüşüme zorluyor. Daha az su tüketen kumaşlar, geri dönüştürülmüş ham maddeler, karbon ayak izinin ölçülmesi ve dijitalleşme gibi adımlar artık sektörün yeni normali.
Ekonomist’in 10 - 23 Mayıs 2026 tarihli sayısından
Dünyada H&M, Inditex gibi devler geri dönüştürülmüş koleksiyonlara yönelirken, Türkiye’de de Mavi, LC Waikiki ve Koton gibi pek çok marka; sürdürülebilir pamuk, su tasarrufu ve döngüsel üretim modellerine yatırım yapıyor. Bu alanda son yıllarda öne çıkan en kritik kavramlarından biri de ‘near-shoring’… Yani üretimin uzak coğrafyalardan daha yakın ülkelere kaydırılması. Bugün Avrupa merkezli birçok marka için Türkiye, bu dönüşümün merkezinde. Çünkü artık mesele yalnızca maliyet değil; hız, güvenilirlik ve sürdürülebilirlik. Daha kısa mesafeler, daha düşük karbon salımı ve daha esnek tedarik zincirleri anlamına geliyor.
Türkiye öne çıkıyor
İşte bu tablo, Gürmen Group gibi üretim gücü yüksek şirketler için önemli bir fırsat alanı yaratıyor. “Artık savaşlar, jeopolitik riskler, enerji fiyatları ve yapay zeka gibi başlıklar sadece makro gündem değil; doğrudan tekstil sektörünün maliyetini, üretimini ve tüketici davranışını belirliyor. Bugün gelinen noktada ‘near-shoring’ trendi ile birlikte Türkiye, yeniden ‘güvenilir üretim merkezi’ olma yolunda” diyen Gürmen Group CEO’su Zeynep Doğan, yeni düzende sadece üretmenin yeterli olmadığını, nasıl ürettiğinizin de önem teşkil ettiğini vurguluyor. Sürdürülebilirliği önümüzdeki dönemde Türk şirketleri için inanılmaz büyük bir fırsat olarak gördüğünün de altını çizen Doğan, “Bugün biz masada işin satış ve maliyet tarafıyla uğraşırken, aynı zamanda dijital pasaport, sınırda karbon mekanizması gibi konulara da büyük mesai harcıyoruz” diyor.
Verimlilik yüzde 85 arttı
Grup, üretim tesislerinde dijitalleşmeden yenilenebilir enerji kullanımına, sertifikalı ham maddelerden ürün sadeleşmesine kadar geniş bir alanda dönüşüm yürütüyor. Hayata geçirilen ‘dijital ikiz’ teknolojisi sayesinde verimlilik yüzde 55’lerden yüzde 85 seviyelerine kadar çıkarılmış durumda. Bu, maliyet avantajı ve daha az kaynak tüketimi anlamına geliyor. Sürdürülebilirlik yaklaşımı, koleksiyonlara da yansıyor. “Küresel iklim değişiminin etkisiyle çok kalın montlar yok. Kışın giyilen bir mont, kolları çıkarak baharda yelek olarak da kullanılabiliyor. Bu ürünler hem tüketici beklentisini hem de çevresel sorumluluğu aynı potada eritiyor” diye anlatan Doğan; fonksiyonel, çok amaçlı ve uzun ömürlü ürünleri merkeze aldıklarını söylüyor.
Kıyı mağazaları açıyor
Türkiye’de 112 mağazası bulunan grup, AVM projelerindeki daralma nedeniyle Ramsey’deki mağazalaşmayı kıyı bölgelerine kaydırmış bulunuyor. Bu kapsamda Kuşadası, Bodrum ve Ayvalık gibi turizm merkezlerinde daha küçük metrekareli, daha ‘casual’ ürünlerin olduğu mağazalar açılıyor. Geçtiğimiz yıl yurt içi ve yurt dışında toplam 20 mağaza açan grup, temkinli ama sürdürülebilir büyüme yaklaşımını koruyor. Bu yılki hedeflerinin 10 mağaza açmak olduğunu dile getiren Doğan, “Yurt dışında 15 ülkede 45 lokasyonda mağazalarımız var. Irak ve Mısır gibi pazarlardaki mağazalaşma planlarımızı jeopolitik gelişmeler nedeniyle şimdilik beklemeye aldık” diyor.
12 milyon Euro'luk yatırım
Grubun en güçlü kaslarından biri ihracat. Üstelik burada sadece hacim değil, değer yaratımı öne çıkıyor. “Bugün Türkiye’nin hazır giyim ihracatındaki değeri 15 dolar, bizim ise 65 dolar civarlarında. Çünkü biz üst segmente hitap ediyoruz. Hem markalı hem markasız üretim yapıyor ve 25 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. İhracatın payı toplam ciromuzun yüzde 20’si gibi. Bu yılki hedefimiz ise bu oranı yüzde 25’e çıkarmak” diye anlatan Doğan, bu yıl 12 milyon Euro’luk yatırım planladıklarını ve yüzde 45’lik büyüme hedeflediklerini belirtiyor.