Ortadoğu’da ABD ile İran arasında tırmanan askeri gerilim, enerji arz güvenliği tartışmalarını yeniden gündeme taşırken, 21’inci yüzyılın asıl kritik rekabet alanı petrol değil, nadir toprak elementleri (NTE) olacak. Geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyareti kapsamında yürütülen görüşmeler de NTE’nin küresel güç dengelerini etkileyen stratejik bir unsur, yeni bir jeopolitik güç aracı haline geldiğini bir kez daha ortaya koydu.
Ekonomist’in 24 Mayıs - 6 Haziran 2026 tarihli sayısından
Uzmanlar, yerkürede 17 adet olduğu bilinen nadir toprak elementlerini ‘modern teknolojinin küçük fakat hayati vitaminleri’ şeklinde tanımlıyor. Az miktarda yer aldıkları malzemelere önemli manyetik, optik ve elektriksel özellikler kazandırarak enerji sistemleri, mıknatıslar ve ileri teknolojik uygulamalarda vazgeçilmez rol oynayan NTE olmadan, modern savunma teknolojilerinin çalışamayacağı ve iklim değişikliğiyle mücadele için gereken temiz enerji altyapısının inşa edilemeyeceği vurgulanıyor. NTE, hafif ve ağır olmak üzere ikiye ayrılıyor. Hafif NTE görece daha bol bulunurken, ağır NTE daha az bulunuyor ve stratejik önemleri daha yüksek.

Doç. Dr. Okay Çimen / Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi
Değeri 10-15 kat artıyor
Yer kabuğunda milyonda bir miktarı tarif eden 0,3 ppm ile 163 ppm arasında değişen oranlarda bulunan bu elementler, benzer kimyasal özellikleri nedeniyle birbirinden ayrılması en zor metal gruplarından biri. NTE’ler bugün akıllı telefonlardan elektrikli araçlara, rüzgar türbinlerinden savunma sanayine kadar birçok kritik teknolojinin merkezinde yer alıyor. Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Okay Çimen’e göre özellikle neodimyum (Nd), praseodimyum (Pr) ve disprosyum (Dy) gibi elementler; elektrikli araç motorları, rüzgâr türbinleri, sabit diskler için vazgeçilmez kalıcı mıknatısların üretiminde kullanılıyor.
Avrupa ve ABD’nin yeşil enerjiye geçiş hedefleri, bu elementlere olan talebi hızla artırıyor. Sadece kalıcı mıknatıs pazarının 2025 itibarıyla 32-35 milyar dolar büyüklüğü aştığı tahmin ediliyor. Temiz enerji sistemleri, savunma teknolojileri ve yüksek performanslı elektronik de düşünüldüğünde, toplam NTE temelli nihai ürün değerinin 40 milyar doları aştığı tahmin ediliyor.
NTE’lerin gerçek değer yaratma potansiyelinin, tedarik zincirinin ileri aşamalarında ortaya çıktığı biliniyor. Buna göre madencilik aşamasında, ekonomik olarak çıkarılabilir cevherden elde edilen konsantrelerin küresel pazar değerinin 2025 itibarıyla yalnızca 600-800 milyon dolar bandında olduğuna; rafinasyon ve saflaştırma süreçlerinden sonra ise pazar büyüklüğünün 5,7 – 7,6 milyar dolara ulaştığına dikkat çekiliyor. Yani NTE’lerin gerçek değer yaratma potansiyeli ve jeostratejik önemi, tedarik zincirinin ileri aşamalarında ortaya çıkıyor. Rafinasyon ve saflaştırma süreçleri, madencilikten 10-15 kat fazla katma değer yaratıyor. Bu değer zincirine nihai ürün üretme yetisi de eklendiğinde, birkaç kilogram NTE’den 100-150 bin doların üzerinde ekonomik katkı sağlamak mümkün hale geliyor. Üstelik bu seviyedeki teknolojik ve endüstriyel üstünlük, stratejik güç yaratıyor. Öyle ki dünyanın en büyük rezerv sahiplerinden ABD bile, işlenmiş NTE ve kalıcı mıknatıs gibi nihai ürünler için yüzde 90 oranda Çin’e bağımlı. En kritik çıktılarından biri olan NdFeB kalıcı mıknatıslarında kullanılan NTE’nin yerini, benzer performans özelliklerini sağlayabilecek bir ikame hammadde henüz geliştirilememiş durumda. Bu mıknatıslar, yeşil dönüşüm kapsamında özellikle rüzgar türbinleri ve elektrikli araçlar gibi ileri teknoloji uygulamalarında vazgeçilmez bir rol oynuyor.

100 milyon tonluk rezerv
Dünya genelinde nadir toprak elementi rezervlerinin 85 milyon ila 100 milyon ton arasında olduğu tahmin edilirken, Çin yaklaşık yüzde 50’lik rezerv payıyla öne çıkıyor. Bununla birlikte Brezilya, Hindistan, Avustralya ve Orta Asya’da geliştirilen yeni projeler küresel arzın çeşitlendirilmesi açısından önem taşıyor. Avrupa’da ise İsveç, Norveç, Finlandiya ve Polonya stratejik maden ve rafineri yatırımlarını hızlandırıyor. Çamlı, Avrupa’nın Çin’e bağımlılığı azaltmak için geri dönüşüm ve alternatif kaynak yatırımlarına ağırlık verdiğini belirterek, “Avrupa Birliği’nin 2030 yılına kadar stratejik hammaddelerin yüzde 25’ini geri dönüşümden karşılama hedefi bulunuyor. Ancak yeni bir madenin devreye alınması 8 ila 10 yıl, rafineri yatırımlarının tamamlanması ise yaklaşık 5 yıl sürebiliyor. Bu nedenle kısa vadede küresel arz güvenliği konusu önemini koruyacak” değerlendirmesinde bulunuyor.

Prof. Dr. Etem Karakaya / Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi
Türkiye sertifikasyon sürecinde
Türkiye’nin sahip olduğu NTE potansiyeli de dikkat çekici. Eskişehir’in Beylikova ve Sivrihisar ilçeleri arasındaki sahada bulunan rezerv stratejik önemi sahip. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre bölgede NTE içeren 694 milyon ton cevher bulunuyor. Söz konusu rezervin Çin’deki 800 milyon tonluk ‘Bayan Obo’ sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci rezervi olabileceği değerlendiriliyor. Bakanlık, Ekim 2024’te NTE çıkarma ve işleme konusunda bilgi paylaşımı, madencilik teknolojilerinin geliştirilmesi ve ortak yatırımların yapılması için Çin ile ‘Doğal Kaynaklar ve Madenċıl̇ık Alanlarında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı’ imzalamış bulunuyor. Öte yandan Beylikova sahasındaki kaynağın uluslararası standartlarda ticari olarak çıkarılabilir rezerv olduğunu kanıtlayan jeolojik ve ekonomik çalışmalar tamamlanmadığından, Türkiye’nin henüz dünya NTE sıralamasında yer almadığını belirten Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya, “Rezervin küresel önemini kanıtlamak için Türkiye, ‘Avustralya Jeologlar Enstitüsü’ aracılığıyla uluslararası alanda tanınan ‘JORC Kodu’ kapsamında sertifikasyon sürecini yürütüyor. Türkiye’nin rezervlerinin ne kadarının hafif NTE, ne kadarının ağır NTE olduğu da henüz belirsizliğini koruyor” diyor.

Rafinasyon tesisi kurulmalı
Madenciliğin sürecin kolay kısmı olduğunu, asıl darboğazın 17 farklı elementi yüzde 99.999 saflıkta ayıracak rafinasyon tesisi olduğunu söyleyen Karakaya, “Bu tesislerin tasarımı, inşası ve devreye alınması, muazzam bir mühendislik başarısı gerektirir. Çin’in küresel rafinaj kapasitesinin yüzde 85-90’ını kontrol etmesi, 2000 yılından bu yana toplam 57 milyar dolar civarında yatırımlar yapmasıyla mümkün oldu” diye konuşuyor.
Eğer NTE arz zincirinde önemli bir aktör olmak istiyorsa Türkiye’nin de sadece rezerv madenciliğine değil, bu rezervlerin rafinasyonuna ve nihai teknolojik ürüne dönüştürülmesine odaklanması gerektiğine dikkat çekiliyor. Uzmanlara göre ABD ve AB’nin bile Çin’in hakimiyetini aşabilmek için kuracakları NTE temelli bir arz zinciri, en az 10 milyar dolarlık sermaye yatırımı gerektirecek. Böyle bir amaca ulaşmanın da ancak 10 – 15 yılda mümkün olabileceği hesaplanıyor.
İki NTE sahası var
Eskişehir- Beylikova sahasında Eti Maden tarafından son yıllarda yürütülen çalışmalarla 694 Mt kaynak ve yüzde 1,5-1,8 tenör değerlerine ulaşıldığı açıklanıyor. Eti Maden tarafından kurulan pilot tesis ile cevher zenginleştirme-saflaştırma protokollerinin de sistematik olarak kazanılması ile birlikte Türkiye’nin gelecekte bu alandaki önemli oyunculardan biri olması hedefleniyor. Eskişehir- Beylikova sahası, en yüksek tenör ve kaynak potansiyeline sahip alanı temsil ederken, Malatya-Kuluncak sahası da Türkiye’deki diğer önemli NTE yataklanmasını oluşturuyor. Bunlara ek olarak Türkiye genelinde karbonatitler, alkalen kompleksler, boksitler, plaser oluşumlar ve demir oksit-apatit tipi mineralizasyonlar da biliniyor.

Prof. Dr. Çiğdem Üstün / İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi
Kesintisiz küresel yarış
Bu tip elementleri petrol, doğalgaz gibi düşünmemek gerektiğini ama arzı elinizde tutanlara; özellikle dijitalleşen ekonomilerde, dünya sürdürülebilir enerjiye doğru giderken ek avantaj sağladığını söyleyen İstanbul Nişantaşı Üniversitesi, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Üstün, “NTE özellikle dijitalleşen dünya düzeni için ön plana çıkıyor, bataryalar, akıllı telefonlar, elektrikli arabalar/araçlar, ekranlar vs gibi ve tabii savunma sanayiinde de kullanılan çok stratejik öneme sahip elementler bunlar. Petrol gibi ‘vanayı kapattım’ durumu yok tabii ama bu tip stratejik öneme sahip ürünlerin üretiminde elzem oldukları için siyaseten olduğu kadar askeri anlamda da araçsallaştırılabilirler orta vadede” diye konuşuyor.
Dijital dev şirketlerin rekabeti ile devletler arasındaki rekabeti artık birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını vurgulayan Üstün, “Yapay zeka, savunma sanayii ve sürdürülebilir enerji gibi stratejik alanlarda kullanılan NTE, hem şirketlerin hem de devletlerin güç kapasitesini belirleyen kritik girdiler haline geldiği için ekonomik rekabet ile jeopolitik rekabetin iç içe geçti. Bu da kesintisiz bir küresel yarış yaratıyor” diye ekliyor.

Doç. Dr. Anıl Çağlar Erkan / Enerji Uzmanı
Çin küresel etkisini artırıyor
NTE’lerin gelecekte ‘enerji kadar stratejik’ bir koz haline gelip gelmeyeceği sorusunun, aslında yanlış bir karşılaştırmaya işaret ettiğine değinen Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi araştırmacılarından Enerji Uzmanı Doç. Dr. Anıl Çağlar Erkan ise, NTE’lerinin enerjiye alternatif değil, enerji dönüşümünün fiziksel altyapısı olduğuna vurgu yapıyor. “Dolayısıyla stratejik etkileri enerjiyle rekabet eden değil, enerji sisteminin kendisini belirleyen bir düzeye evrilmektedir. Bu da onları klasik anlamda petrolün yerini alan bir kaynak olmaktan çıkarıp, enerji-teknoloji kompleksinin zorunlu ve belirleyici girdisi haline getiriyor” diyen Erkan, NTE’lerinin gelecekte yalnızca enerji kadar stratejik bir unsur olmakla kalmayacağını, enerji güvenliği kavramını da yeniden tanımlayan temel değişkenlerden biri haline geleceğini söylüyor. Ancak bu stratejik güç, doğrudan rezerv kontrolünden ziyade, tedarik zinciri hakimiyeti, rafinaj kapasitesi, teknoloji üretimi ve alternatif sistemlerin gelişim hızına bağlı olarak şekillenecek. Çin’in sadece kendi ülkesinde faaliyet gösteren bir yaklaşım izlemediğini, küresel ölçekte NTE yatırımları yaptığına işaret eden Erkan, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Çin küresel ölçekteki etki ve kontrolünü artırıyor. Bununla birlikte NTE faaliyetlerinde kullanılan teknikler ve teknoloji bakımından da hızlı bir gelişim gösteriyor ve bu yeniliklerin patentini alarak tekel konumuna katkı yapıyor. Öyle ki bugün ABD’nin İran meselesinde bile Çin’i tam olarak karşısına alamamasının başlıca nedeni NTE faktörü.”

Mehmet Öğütçü / London Energy Club Başkanı
“Enerjide minarel bağımlılığı artıyor”
“Yeşil enerjiye geçiş, dünyayı daha sürdürülebilir kılarken aynı zamanda daha mineral bağımlı hale getiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre nadir toprak talebi son yıllarda yıllık yüzde 6 - 8 oranında artıyor. Özellikle kalıcı mıknatıs uygulamalarında kullanılan elementlerin talebi son 10 yılda iki katına çıktı. Elektrikli araçlar, rüzgar türbinleri, veri merkezleri ve akıllı şebekeler bu talebi yukarı çekiyor. Ancak burada kritik bir gerçek var, o da NTE’nden kaçabilirsiniz ama bedelsiz değil. Örneğin; Tesla, nadir toprak kullanımını azaltmayı hedefliyor. Ancak bu durumda bakır ve alüminyum talebi artıyor. Yani bağımlılık ortadan kalkmıyor; sadece başka bir alana kayıyor.”

Cem Çamlı / EY Türkiye Enerji Sektörü Lideri
En büyük rezerv Çin’de
ABD Jeoloji Araştırmalar Kurumu’nun (USGS) 2025 yılı raporuna göre küresel NTE rezervlerinin toplam büyüklüğü 90 milyon tonun biraz üzerinde. En büyük rezerve sahip ilk beş ülke ise sırasıyla Çin (44 milyon ton), Brezilya (21), Hindistan (6.9), Avustralya (5.7) ve Rusya (3.8). Çin’in küresel hakimiyetinin kritik bir kırılma noktası oluşturduğunu belirten EY Türkiye Enerji Sektörü Lideri Cem Çamlı, “Çin bugün küresel NTE üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini, rafinasyon kapasitesinin ise yüzde 90’ını kontrol ediyor. Kalıcı mıknatıs üretimindeki payı da yüzde 94 seviyesinde. Bu tablo, enerji dönüşümü ve ileri teknoloji yatırımları açısından tedarik güvenliğini küresel ölçekte stratejik bir mesele haline getiriyor” diyor.
Çamlı’ya göre, önümüzdeki 10 yılda yalnızca mıknatıs kullanım hacminde yüzde 9 büyüme beklenmesi, rekabeti daha da sertleştirecek. Özellikle Çin’in belirli nadir toprak elementlerine yönelik ihracat kontrollerini genişletme ihtimali, Avrupa başta olmak üzere sanayi üreticileri için önemli riskler doğuruyor. Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkelerin Çin’den yoğun NTE ithalatı yaptığına dikkat çeken Çamlı, lisans süreçlerinde yaşanabilecek gecikmelerin Avrupa sanayisinde üretim duraksamalarına neden olabileceğini ifade ediyor.

Alparslan Bayraktar / Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Üç tesise 600 milyon dolarlık yatırım
Geçtiğimiz günlerde NTE konusunda açıklamalarda bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Eskişehir’in adete madenin başkenti olduğunu söyleyerek, “Eskişehir çok mümbit toprakları olan bir yer. Maden çeşitliliği açısından çok önemli. Bütün dünya çapında ses getiren bor madenlerinin de ev sahipliğini yapıyor. Beylikova, bütün dünyanın gözünün üstünde olduğu bir proje” dedi. Türkiye olarak nadir toprak elementlerinde dünyada ilk 5’e girme hedefi koyduklarını vurgulayan Bakan Bayraktar, şöyle konuştu: “Dünyada bugün artık maden savaşları, nadir toprak elementlerine erişimle alakalı büyük bir mücadele var. Ülkemizi bu anlamda o üst lige çıkaracak çok önemli projelerimizden bir tanesinin pilot tesisini tamamlamış, hizmete açmıştık. Şimdi endüstriyel tesis üretimine bu sene içinde başlıyoruz. Bu üç tesisimizde yaklaşık 600 milyon dolarlık yatırım olacak ve 1500’e yakın yeni istihdamı Eskişehir’e kazandırmış olacağız. Endüstriyel tesislerin yatırımı 2026 yılı içerisinde başlayacak ve yaklaşık 2 yıl içerisinde tam kapasiteyle devreye girmesini hedefliyoruz.”