USD/TRY
Döviz Çevirici
TRY
USD
EUR
Hesapla

Rekolte artışı var refah artışı yok

Tarımsal üretimde yağışların da etkisiyle bu yıl yüzde 16,5 oranında artış bekleniyor. Fakat sektör temsilcilerine göre üretim artıyor olsa da refah artmıyor. Çiftçinin refah seviyesinin yükselmesi için kooperatifleşmenin önünün açılması ve yüksek girdi maliyetlerine karşı finansman desteği talep ediliyor.

Rekolte artışı var refah artışı yok

Tarımsal üretimde yağışların iyi gitmesiyle yüzler gülerken, girdi maliyetleri ve finansman sorunları nedeniyle refah sorunu yaşanıyor. Sektör temsilcileri üretim artsa da refahın kalıcı hale gelmesi için stratejik adımların atılması gerektiğine işaret ediyor.

Ekonomist’in 02 - 15 Ağustos 2026 tarihli sayısından

Bu yıl artan hasada karşılık çiftçinin birçok bölgede son gübrelemeyi yapmamış olması nedeniyle gelecek yıl sıkıntılı geçebileceği de ifade ediliyor. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kapıkıran, 2026 tarım sezonunda birçok üründe rekolte artışı yaşanmasına rağmen üreticinin artan girdi maliyetleri ve düşük alım fiyatları nedeniyle refaha ulaşamadığını söylüyor. Çiftçinin toplam borcunun 1,5 trilyon TL’ye yaklaştığını belirten Kapıkıran, sürdürülebilir üretim için uzun vadeli tarım politikaları, kooperatifleşme ve güçlü kamu desteği çağrısı yapıyor.

Rekolte artışı var refah artışı yok-1

“Rekolte artsa da çiftçi kazanamıyor”

Tarımda bu yıl hububat, baklagil, meyve-sebze ve hayvancılıkta üretim artışları yaşandığını belirten Murat Kapıkıran, üretim miktarındaki yükselişin tek başına başarı olarak değerlendirilemeyeceğini söylüyor. Kapıkıran, asıl göstergenin çiftçinin gelirindeki artış, doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir üretim olması gerektiğini vurguluyor.

Üretim artışının çiftçinin refahına yansımadığını ifade eden Kapıkıran, son 10 yılda gübre başta olmak üzere tarımsal girdilerde 20 ila 30 kat arasında fiyat artışı yaşandığını söylüyor. Bir çuval gübrenin yaklaşık 3 bin TL seviyesine ulaştığını belirten Kapıkıran, küresel enerji maliyetlerindeki yükselişin de girdi fiyatlarını artırdığını dile getiriyor.

TÜİK üretici fiyat endeksi ile tarımsal girdi fiyat endeksinin benzer hızda yükselmesine rağmen üreticinin kâr marjının daraldığını belirten Kapıkıran, birçok üründe açıklanan taban alım fiyatlarının üretim maliyetinin altında kaldığını söylüyor.

Tarımın payı azalıyor

Dünya Bankası verilerine göre, 2025 itibarıyla yaklaşık 8,23 milyara ulaşan dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 42’si kırsal alanlarda yaşıyor. Kentleşmenin hızlanmasıyla birlikte kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki payı gerilemesini sürdürürken, Türkiye’de bu oran yaklaşık yüzde 22 seviyesinde bulunuyor. Türkiye’de tarımsal istihdamın toplam istihdam içindeki payı ise 2025 itibarıyla yüzde 14,2 seviyelerinde.

Tarımın ekonomideki ağırlığının azaldığı gösteren bir diğer veri Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH). Cumhuriyetin ilk yıllarında yüzde 42 seviyelerinde olan tarımın GSYH içindeki payı Dünya Bankası verilerine göre 2005 yılında yaklaşık yüzde 9-10’una geriledi. Tarım sektörü, sanayi ve hizmetler sektörlerinin daha hızlı büyümesiyle birlikte kademeli olarak gerilerken son verilere göre bu rakam yüzde 6 seviyelerine kadar indi.

2025’te don, 2026'da toparlanma

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın son verilerine göre, 2026 yılında hava koşullarının önceki yıllara kıyasla daha elverişli seyretmesi ve yağışların mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşmesinin bitkisel üretimde önemli bir artışı beraberinde getireceğini aktaran BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ise geçtiğimiz yıl yaşanan don olayının olumsuz etkileri de dikkate alındığında, 2026 hasat döneminin güçlü bir toparlanma ile tamamlanacağını söylüyor. Buna göre, toplam bitkisel üretimin bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 16,5 oranında artmasının beklendiğini kaydeden Selışık, “Bu gelişme hem gıda arz güvenliği hem de Türkiye’nin ihracat potansiyeli açısından son derece önemli kabul edilebilir.

Üretimdeki artışın, uygun piyasa koşullarının da oluşması halinde gıda fiyatları üzerindeki baskının hafiflemesine katkı sağlaması da beklenebilir. Bu gıda arz güvenliği açısından önemli bir avantaj sağlasa da tarımın geleceği için su yönetimi, iklim dostu üretim teknikleri, dijital tarım uygulamaları ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına öncelik verilmesi gerekiyor” diyor.

Rekolte artışı var refah artışı yok-2

Murat Karagöz / Alga Energy Türkiye Genel Müdürü

Alga Energy Türkiye Genel Müdürü Murat Karagöz’e göre ise 2026 sezonu özellikle tahıl üreticisi açısından verimli geçti. Yağışların yeterli olmasıyla buğday ve arpa üretiminde son yılların üzerinde verim elde edildiğini söyleyen Karagöz, üreticinin en önemli itirazının ise alım fiyatları ve artan girdi maliyetleri olduğunu kaydediyor. Sebze ve meyvede yaygın bir afet yaşanmadığını belirten Karagöz, tahıldaki yüksek verimin çiftçinin yatırım iştahını artırdığını, enflasyon üzerindeki baskının da bir miktar hafiflemesine katkı sağlayabileceğini ifade ediyor.

Rekolte artışı var refah artışı yok-3

Dr. Eren Günhan Ulusoy / IAOM Avrasya Başkanı

Maliyetlerin fiyatlara baskısı sürüyor

Uluslararası Un Sanayicileri ve Hububatçılar Birliği (IAOM) Avrasya Başkanı Dr. Eren Günhan Ulusoy, 2026
sezonunun iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerini daha belirgin hale getirdiği bir dönem olduğunu söylüyor. Hububat üretiminde bazı bölgelerde yeterli yağış sayesinde verim ve kalite beklentileri karşılanırken, kuraklığın etkili olduğu alanlarda rekolte kayıpları yaşandığını belirten Ulusoy, buna rağmen Türkiye’nin temel gıda arzını riske atacak bir üretim açığının bulunmadığını ifade ediyor.

Hasat döneminin gıda fiyatlarında mevsimsel bir rahatlama sağlayabileceğini ancak enerji, mazot, gübre, işçilik ve lojistik maliyetlerinin fiyatlar üzerindeki baskısını sürdürdüğünü dile getiren Ulusoy, kalıcı fiyat istikrarının ancak üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve verimliliğin artırılmasıyla mümkün olacağını vurguluyor. Önümüzdeki dönemde su yönetimi, üretim planlaması, dijitalleşme, kuraklığa dayanıklı tohumlar, sözleşmeli üretim ve iklim değişikliğine uyum yatırımlarının tarım politikalarının merkezinde yer alması gerektiğini belirten Ulusoy, Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesi ve gelişmiş gıda sanayisi sayesinde ihracatta katma değerli büyüme için önemli bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çekiyor.

Gıda enflasyonuna olumlu etki

2026 yılının ikinci yarısında hububat ve bakliyat başta olmak üzere birçok üründe beklenen yüksek rekoltenin arzı artırarak özellikle temel tarım ürünlerinde fiyatların dengelenmesine katkı sağlaması bekleniyor. Bu durumun gıda enflasyonu üzerinde sınırlı da olsa olumlu bir etkisi olacağını kaydeden İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Ancak tek başına yüksek üretim, kalıcı fiyat istikrarı için yeterli değildir. Enerji, işçilik, finansman, lojistik ve ham madde maliyetleri, üretim zinciri üzerindeki baskısını sürdürmektedir. Gıda enflasyonunda üretimin artırılması, girdi maliyetlerinin düşürülmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve tarımsal üretim planlamasının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır” diye konuşuyor.

Rekolte artışı var refah artışı yok-4

Mustafa Kürlek / Köklü Zeytincilik Başkanı

Sürdürülebilir tarımsal üretim için öncelikle su kaynaklarının daha verimli kullanılması ve üretim planlamasının bölgesel ihtiyaçlara göre yapılması gerektiğini vurgulayan Taycı, “Bunun yanında gübre, enerji, mazot ve finansman maliyetlerinin üretici üzerindeki yükünü azaltacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Tarımın sürdürülebilir olması için kalıcı destekler gerekiyor” diyor. Köklü Zeytincilik Başkanı Mustafa Kürlek ise bölgesel farklılıkların bu yıl oldukça belirgin hissedildiğini anlatıyor. Düzenli yağış alan bölgelerde verim artarken, aşırı sıcaklar, dolu ve lokal afetlerin yaşandığı alanlarda hem miktar hem de kalite kayıpları görüldüğünü belirten Kürlek, bu durumun tarımsal üretimde iklim risklerinin artık kalıcı bir unsur haline geldiğinin göstergesi olduğunu söylüyor.

Rekolte artışı var refah artışı yok-5

Murat Kapıkıran / TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı
“Sürdürülebilir tarım için kooperatifleşme şart” 
“Sürdürülebilir tarım için uzun vadeli bir yol haritasına ihtiyaç var. Üreticinin kooperatifleşmesinin teşvik edilmesi, ürünlerin depolanması ve muhafazası için devlet desteklerinin artırılması gerekiyor. Rekolte artışına odaklanarak rehavete kapılmak doğru değil, çiftçiyi koruyacak yeni destek mekanizmalarının oluşturulması önemli. Yüksek gübre fiyatları nedeniyle birçok üretici son gübrelemeyi yapamadı. Bu önümüzdeki yıllarda toprak verimliliğini düşürebilir. Bugünü kurtarabilirsiniz ancak sürdürülebilir tarım için toprağın verimliliğini koruyacak politikalar geliştirilmezse gelecek yıllarda üretimde ciddi kayıplar yaşanabilir.”

Rekolte artışı var refah artışı yok-6

Kazım Taycı / İHBİR Yönetim Kurulu Başkanı
“Rekolte artışı yüzleri güldürdü”
“Bu yıl genel olarak tarımsal üretim açısından olumlu iklim koşulları yaşanırken, çiftçinin bu yıl yüzü gülüyor. Birçok bölgede buğday ve arpa hasadı başlarken üretimde rekor bir artış bekleniyor. TÜİK’in tahminlerine göre bu yıl buğday üretiminde yüzde 26, kırmızı mercimekte yüzde 54 ve ayçiçeğinde yüzde 16 artış öngörülüyor. 2025 yılında buğday rekoltesi, kuraklık nedeniyle 17,9 milyon ton olarak gerçekleşmişti. 2026 yılında ise Türkiye’nin buğday üretiminin yüzde 27 ila yüzde 30 oranında artarak 22 milyon 750 bin ton ila 23 milyon 250 bin tona ulaşması bekleniyor. Arpa rekoltesinin ise 9 milyon ton olarak gerçekleşmesi öngörülüyor.”

Rekolte artışı var refah artışı yok-7

Dr. Ayşegül Selışık / FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı
“İklim riskleri belirsizliği artırıyor”
“Tarım ve Orman Bakanlığı’nın son verilerine göre, 2026 yılında hava koşullarının önceki yıllara kıyasla daha elverişli seyretmesi ve yağışların mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşmesi sayesinde bitkisel üretimde önemli bir artış beklenmektedir. Geçtiğimiz yıl yaşanan don olayının olumsuz etkileri de dikkate alındığında, 2026 hasat döneminin güçlü bir toparlanma ile tamamlanacağı öngörülmektedir. 2027 yılına ilişkin beklentiler ise büyük ölçüde iklim koşullarının seyrine bağlı olacaktır. İklim değişikliğinin etkisiyle kuraklık, aşırı sıcaklıklar ve ani hava olaylarının daha sık görülmesi üretim üzerinde belirsizlik yaratmaya devam ediyor. Ayrıca bölgemizde devam eden jeopolitik gelişmeler, küresel tarımsal girdi piyasalarındaki dalgalanmalar ve enerji fiyatlarındaki artış eğilimi hem üretim maliyetleri hem de gıda fiyat istikrarı açısından önemli riskler oluşturuyor.”

0

EKONOMİST YENİ SAYI
Ekonomist Dergisini takip etmek için abone olun.
ABONE OL