UEZ 2026’da zirvenin ikinci günü açılış konuşmasını yapan Danimarka Eski Başbakanı Helle Thorning-Schmidt, küresel ekonomideki yeni düzen ve jeopolitik gelişmelerin etkilerine yönelik değerlendirmelerde bulundu.
Ekonomist’in 26 Nisan - 9 Mayıs 2026 tarihli sayısından
Helle Thorning-Schmidt, küresel ticaret düzeninde köklü bir dönüşüm yaşandığını belirterek, özellikle tarifelerin giderek daha fazla siyasi ve stratejik bir araç olarak kullanıldığına dikkat çekti.
Thorning-Schmidt, son dönemde yüksek gümrük tarifelerinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir baskı unsuru haline geldiğini vurgulayarak, “Tarifelerin gelişigüzel bir silah olarak kullanıldığını görüyoruz. Elbette ki eski Danimarka Başbakanı olarak bunu son derece açık ve net bir şekilde gördüm. Özellikle Donald Trump Grönland’ı istediğinde, Danimarka’yı destekleyen ülkelere tarifeleri artırma tehdidinde bulundu. Bu, tarifelerin bir müzakere aracı olarak nasıl kullanıldığına dair son derece tipik bir örnek” dedi.
Küresel piyasalarda artık sadece vergilerin değil, “belirsizliğin” en büyük maliyet kalemi haline geldiğini vurgulayan Thorning-Schmidt, tamamen piyasa odaklı ekonomi döneminin kapandığını ve jeopolitik gerilimlerin ekonomiyi yeniden şekillendirdiğini belirtti. Zirvedeki konuşması sonrasında bir araya geldiğimiz Helle Thorning-Schmidt, sorularımızı yanıtladı:
“Türkiye, bölgedeki kilit aktör konumuna devam edecek”
Küresel sistemde yaşanan dönüşüm sürecinde Türkiye’nin stratejik konumuna dikkat çeken Thorning-Schmidt, şöyle konuşuyor: “Sistemsel olarak baktığımızda yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Bunun nasıl bir düzen olacağına dair henüz net bir çerçeve yok. Ancak bu dönüşüm sürecinin başladığı açık. Bu süreçte birlikte hareket etmek zorundayız. Avrupa Birliği, Türkiye ve NATO arasındaki iş birliğini göz ardı edemeyiz. Şu andaki ortama baktığımızda hem zorluklar hem fırsatlar bir arada. Bunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki Türkiye de bu açıdan bölgede çok özel bir konuma sahip. Avrupa, Ortadoğu ve Asya arasında köprü görevi gören kritik coğrafi ve jeopolitik konumu, Türkiye’yi önemli bir merkez ve bu bölgeler arasında bir koridor haline getiriyor. Üretim, enerji ve ticari bağlantının sağlanmasının yanı sıra Türkiye’nin en önemli işlevlerinden biri de bir NATO üyesi olarak bölgede barışın tesisine yönelik önemli sorumluluklar üstlenmesi. Körfez ve Ortadoğu krizlerinde bu rolün ne kadar kritik olduğunu gördük ve görüşmeler sırasında da bunu gözlemledik. Türkiye’nin umut ediyorum ki bu konumu ve önemi devam edecektir. Çünkü hem NATO üyesi olması hem de bölgeler arasında köprü görevi görmesi, bu alanda atacağı adımları daha da önemli kılıyor.”
Mevcut ekonomik koşullar ve jeopolitik riskleri değerlendirdiğinizde global ekonomiyi etkileyen hangi gündem maddeleri öne çıkıyor?
Kafamızı meşgul eden jeopolitik bir güvensizlik var ve bunun üzerine küresel ticaret sistemini etkileyen ve aslında küresel bir vergi gibi işlev gören gümrük tarifeleri durumu var. Ayrıca bunun üzerine de küresel kaynaklar için mücadele var. Bunlar enerji, veri, nadir toprak elementleri ile benzeri kaynaklar. Yani aslında küresel ekonomiyi etkileyen üç farklı şey var. Bu yüzden hepimiz kendimizi çok güvensiz hissediyoruz ve bir sonraki adımın ne olacağını bilmiyoruz.
Global enflasyon, büyüme problemleri ve jeopolitik riskler sürerken Danimarka’nın ve özellikle Avrupa Birliği’nin ekonomisi şu an ne durumda ve tüm bu gelişmelerden nasıl etkilenecek?
Danimarka oldukça iyi durumda ancak Avrupa Birliği o kadar iyi durumda değil. Küresel güvensizliklerin, İran’daki savaşın, terörün ve genel olarak küresel ekonominin önümüzdeki aylarda ve belki de yılın geri kalanında Avrupa’yı da büyük ölçüde etkileyeceğinden şüphe yok.
Ortadoğu’daki gelişmeler sonrasında Türkiye’nin pozisyonunu nasıl görüyorsunuz? Bu dönemde Türkiye için riskler ve fırsatlar sizce neler?
İran’daki yeni durum ve elbette Rusya’nın Ukrayna’ya topyekün işgaliyle ilgili eski durum, Türkiye’yi yeni bir konuma getiriyor. Türkiye birçok açıdan tüm bu olayların ortasında yer alan bir ülke haline geldi. Ancak bu durum Türkiye için hem zorluklar hem de fırsatlar sunuyor. Umudum, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin yakın iş birliği içinde çalışmasıdır. Avrupa Birliği çok barışçıl bir kuruluş. Türkiye de barışçıl bir ülke. Bu nedenle geleceğe dair umudum, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin iş birliklerini, karşılıklı ticari ilişkilerini geliştirmeleri ve Türkiye’nin tüm bölgenin kalkınmasında olumlu bir rol oynamasıdır. Buna inanıyorum ve umuyorum ki Türkiye, zorluklarla birlikte gelen bu yeni fırsatları değerlendirecektir.
Son dönemdeki Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini nasıl görüyorsunuz? Burada yeni bir başlangıç olabilir mi?
AB ve Türkiye ilişkileri inişli çıkışlı oldu, bazen sıcak bazen soğuk olarak ama yıllar boyu devam etti. Bir zorluk olduğunda birbirimize yardım edebiliyorduk. Örneğin mülteci konusunda Türkiye devreye girdi. Biz bundan çok memnun olduk. Elbette ki farklı zorluklar da yaşandı. Örneğin İsveç, NATO’ya yakın zaman katıldığında tartışmalar çıktı. Böylelikle git-gel şeklinde bir ilişki oldu. Ben her zaman Türkiye ile yakın ilişkileri destekleyen konumda oldum. Keşke Türkiye, AB üyesi olabilseydi. Başlıkların tartışılmasının son bulması iyi bir karar değildi. Küresel düzen madem çöktü hala yeni bir başlangıç yapabiliriz. Şu an bunu yapmak için güzel bir zaman çünkü Türkiye’ye hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyuyoruz.
“Piyasa kurallarının işlediği o istikrarlı dünya artık yok"
“Küresel bir dönüşümün içindeyiz ve maalesef bu riskli ortam, daha uzun yıllar peşimizi bırakmayacak gibi görünüyor. Artık sadece ticaret yapmıyoruz; kaynaklar üzerinde hakimiyet kurma yarışı ve siyasi çekişmeler her yana yayılmış durumda. Şunu kabullenmeliyiz: Artık tamamen piyasa kurallarının işlediği o istikrarlı dünyada yaşamıyoruz. Bugünün dünyasını ‘sessiz’ diplomatik savaşlar ve bildiğimiz o ‘sıcak’ çatışmalar şekillendiriyor. Eski güzel günlere, o bildiğimiz güvenli düzene yakın zamanda dönebilir miyiz? Doğrusunu isterseniz bu konuda oldukça karamsarım. Çok kaygan bir zemindeyiz ve durum her an daha şiddetli çatışmalara evrilebilir."