TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi, yılın ilk toplantısını yüksek bir katılım ile gerçekleştirdi. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren’in açılış konuşmalarını gerçekleştirdiği toplantının onur konuğu Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol oldu. Fatih Birol ile TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Kemal Ebiçlioglu'nun moderasyonunda bir oturum düzenlendi.
Toplantıda ayrıca TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi'nin (TÜSİAD-RGE) sektörel sonuçları tanıtıldı. Tanıtım oturumu, TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç’ın moderasyonunda Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, Saha Analytics kurucu ortağı Dr. Şeref Saygılı ve Saha Analytics kurucu ortağı-CEO Oğuz Atuk'un katılımı ile düzenlendi. Oturumda geçtiğimiz yıl yayınlanmaya başlayan TÜSİAD-RGE’nin kapsadığı 10 sektöre ilişkin veriler ilk kez sunularak, rekabetçiliği etkileyen dinamikler sektörel düzeyde ele alındı.

Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras, dünyanın artık yalnızca ekonomik dalgalanmalarla değil, aynı anda jeopolitik, enerji ve teknoloji kaynaklı üç büyük dönüşümle karşı karşıya olduğunu söyledi. Aras, Türkiye’nin bu yeni dönemde sahip olduğu stratejik avantajları değerlendirebilmesi için üretim kapasitesini teknoloji, enerji dönüşümü ve insan kaynağıyla bütünleştirmesi gerektiğini vurguladı. Konuşmasında son dönemde yaşanan küresel gelişmelerin şirketlerin tüm hesaplarını altüst ettiğine dikkat çeken Aras, yıl başında birçok şirketin 2026 bütçelerini hazırlarken enflasyon, faiz ve enerji fiyatlarına ilişkin benzer varsayımlar kullandığını ancak birkaç hafta içinde yaşanan jeopolitik gelişmeler nedeniyle bütün dengelerin değiştiğini söyledi.
Aras, “Yaşadığımız olaylar neticesinde gördük ki artık ekonomik hesaplarla jeopolitik gelişmeler birbirinden ayrı düşünülemiyor. Bütün yatırım kararları yalnız ekonomik bölgelere bakılarak alınmıyor. Enerji güvenliği, tedarik güvenliği teknoloji erişimi ve jeopolitik risklerle birlikte düşünülüyor. Çünkü yaşadığımız dünya artık daha kırılgan, daha parçalı, daha belirsiz bir dünya. Önemli bir gerçeği kabul etmek zorundayız. Bugün yaşadığımız belirsizlik ve çatışma ortamı geçici bir parantez değildir” diye konuştu.
İran’a yönelik saldırılar ve ardından Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının enerji maliyetlerini yükselttiğini, navlun ve sigorta giderlerini artırdığını belirten Aras, artık yatırım kararlarının yalnızca ekonomik göstergelerle değil enerji güvenliği, tedarik güvenliği ve jeopolitik risklerle birlikte değerlendirildiğini ifade etti. Dünyanın yeni bir denge arayışı içinde olduğunu belirten Aras, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, ABD-Çin rekabeti ve Tayvan gerilimi gibi gelişmelerin geçici krizler değil, uzun süre devam edecek yapısal dönüşümlerin işaretleri olduğunu söyledi. Önümüzdeki dönemde küresel ekonomide dalgalanma ve kırılganlıkların süreceğini kaydeden Aras, şirketlerin ve ülkelerin dayanıklılık kapasitesinin her zamankinden daha önemli hale geldiğini vurguladı.
“Dünyanın üretim merkezi ile askeri gücü ayrıştı”
Konuşmasında dikkat çekici bir analiz de yapan Aras, son 25 yılda küresel üretim merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığını söyledi. Çin’in küresel üretimdeki payının 2000 yılında yüzde 6 seviyesindeyken bugün yüzde 27’ye yükseldiğini belirten Aras, buna karşılık ABD’nin üretimdeki payının yüzde 25’den yüzde 17’ye gerilediğini ancak finans ve askeri güçte üstünlüğünü koruduğunu ifade etti. 2030’da Çin’in payı yüzde 45’e çıkarken ABD’nin payının yüzde 45’e çıkacağını anlatan Aras, “Modern tarihte ilk kez dünyanın üretim merkezi ile askeri ve finansal merkezi farklı yerlerde bulunuyor” dedi. Bu ayrışmanın küresel ekonomide önemli bir fay hattı yarattığını söyleyen Aras, kritik minerallerden yarı iletkenlere kadar birçok stratejik alanda yaşanan rekabetin temelinde de bu dönüşümün bulunduğunu kaydetti.
Ozan Diren'den sanayide dönüşüm vurgusu
Açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren ise rekabetçilik, enflasyon ve sanayide dönüşüme dikkat çekti. Makroekonomik istikrarın etkin bir dönüşüm politikasının ilk şartı olduğuna işaret eden Ozan Diren, enflasyonla mücadelenin, toplumun tüm kesimleri için ortak bir öncelik olduğunu aktararak “Yüksek enflasyon yalnızca fiyatların artması değildir; güvenin, planlama kabiliyetinin, ücretlerin alım gücünün, yatırım iştahının ve sosyal adalet duygusunun aşınmasıdır. Haziran 2023’te başlayan programla enflasyon yüzde 70’lerden yüzde 30’lar seviyesine geriledi. Dezenflasyon sürecinden taviz verilmemesi, para politikasının kararlılığı, maliye politikasının uyumu ve beklentilerin doğru yönetimine devam edilmesi fiyat istikrarına ulaşma sürecinde belirleyici olacak. Para ve maliye politikalarının gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli olmadığını biliyoruz. Kalıcı fiyat istikrarı için verimlilik artışı gerekir. Verimli büyüme için sanayi, tarım, enerji, eğitim, işgücü piyasası ve şirketler düzeyinde yapısal dönüşüm gerekir” dedi.
Dünyada sanayi ve hizmet politikaları yeniden tanımlanırken Türkiye’nin de seçici, şeffaf, veriye dayalı ve performans odaklı bir sanayi dönüşüm yaklaşımına ihtiyacı olduğunu kaydeden Diren, “Bu yaklaşım kamu, iş dünyası, akademi ve sivil toplumun ortak akılla hızlı hareket etmesini gerektiriyor. Stratejik öncelikler net olmalı. Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu’nu, kamu ve iş dünyası arasındaki diyalog, ortak akıl ve koordinasyon zeminini güçlendiren değerli bir mekanizma olarak görüyoruz” diye konuştu.
Fatih Birol: “Vazo kırıldı, enerji haritası yeniden çizilecek”
TÜSİAD tarafından gerçekleştirilen yılın ilk Yüksek İstişare Konseyi toplantısının onur konuğu olan Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, Hürmüz krizi ile başlayan enerji krizinin etkileri ve bunun enerji sektöründe yol açtığı dönüşümü örnekler ile anlattı. Hali hazırda Hürmüz ile ilgili anlaşma şartlarının oluştuğuna yönelik haberlerin geldiğini anlatan Birol, anlaşma sağlanamaması halinde bu ay sonunda dünyanın kırmızı alarm durumuna geçmek durumda kalacağını vurguladı. Hürmüz konusunda anlaşma sağlansa da artık ‘vazonun kırıldığını’ ifade eden Fatih Birol, “Bu vazoyu eski haline getirmenin imkanı yok. Artık tüm aktörler, üreticiler, tüketiciler ‘Hürmüz bir kere kapandı bir daha kapanabilir’ endişesi taşıyor. Bu kafalara yerleşti. Bu durum enerji piyasalarında çok ciddi çalkantıya yol açtı. Şimdi birçok ülke enerji stratejilerini, politikalarını gözden geçirmeye başladı” dedi. Enerji piyasasında ciddi dönüşümler yaşanmaya başladığını dile getiren Birol, şöyle devam etti: “4 sene öncesine kadar enerjinin iki şah damarı vardı. İlki Rusya’dan Avrupa’ya giden boru hatları, ikincisi de Hürmüz Boğazı idi. İkisi de şu anda kapalı durumda. Avrupa çok kısa sürede enerjisinin yüzde 38’ini Rusya’dan alıyordu şu anda yüzde 5’e indirdi. 2027’de sıfıra inecek. Bu büyük bir başarı. Bu kadar kısa sürede bu değişim bir başarıdır. İkinci şah damarı olan Hürmüz’ün yine kesilme ihtimali var. Bu ikisi son derece önemli bir kavram ve enerji piyasalarının gündeminin tepesine konuldu” diye konuştu.
Fiyatın yerini güven aldı
Şimdi enerji piyasalarının en önemli konusunun artık güven olduğunu dile getiren Fatih Birol, daha önce ülkelerin daha ucuz hangisi diye bakarken şimdi daha güvenlik hangisi diye bakmaya başladığını vurguladı. Birol, “Artık insanlar risk yoksa daha pahalıya alırım diye bakmaya başladı. Güven önemli. Bu birçok işte anlaşmada son derece önemli bir etken haline gelecek. Bazı ülkeler enerji satabilir ama artık insanlar mümkün olduğu kadar çeşitlendirmeye, tek bir yere bağlanmamaya dikkat edecekler, ediyorlar” şeklinde konuştu.