USD/TRY
Döviz Çevirici
TRY
USD
EUR
Hesapla

Bakan Şimşek yılın ilk değerlendirmesini Ekonomist Dergisi'ne yaptı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2026 yılının ilk değerlendirmesini Ekonomist Dergisi’ne yaptı. İş dünyasına ‘kazanımları koruyacağız’ mesajı veren Bakan Şimşek, yeni yılda dezenflasyon sürecinin ve mali disiplinin kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi. Şimşek, “2026 yılı için ikinci önceliğimiz ise yapısal dönüşümü hızlandırmaktır” dedi.


Bakan Şimşek yılın ilk değerlendirmesini Ekonomist Dergisi'ne yaptı

Geride bıraktığımız 2025’in dezenflasyon sürecinin kararlılıkla devam ettiği ve makro-finansal istikrarın belirgin biçimde güçlendiği bir yıl olduğuna işaret eden Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2026 yılının ilk değerlendirmesini Ekonomist Dergisi’ne yaptı.

Ekonomist’in 04 - 17 Ocak 2026 tarihli sayısından

Şimşek, iş dünyasına yapısal dönüşüm mesajı verdi. Uygulanan programın olumlu etkilerinin makroekonomik göstergelere net ve somut biçimde yansıdığına işaret eden Bakan Şimşek, uygulanan ‘Makroekonomik İstikrar ve Reform Programı’ sayesinde enflasyonla mücadelede önemli bir mesafe kat ettiklerini vurguluyor. Mali disiplinin belirgin biçimde güçlendiğini, cari dengede kalıcı bir iyileşme sağlandığını ve finansal istikrarın pekiştiğini kaydeden Şimşek, 2026 yılı için birinci önceliklerinin bu kazanımları kalıcı hale getirmek olduğunun altını çizerken, bir diğer önceliğin ise yapısal dönüşümü hızlandırmak olduğunu söylüyor.

“Hedefimiz 2027’de enflasyonu tek haneye düşürmek”
“Güçlenen finansal istikrar, beklentilerdeki iyileşme ve fiyatlama davranışlarındaki katılıkların azalması dezenflasyon sürecine ilave katkılar sağlayacak. Küresel konjonktür açısından bakıldığında ise elverişli finansal koşulların, zayıflayan ABD dolarının, gelişmekte olan ülkelere artan risk iştahının ve ılımlı seyreden emtia fiyatlarının, önümüzdeki dönemde dezenflasyon için daha destekleyici olmasını bekliyoruz. Hedefimiz enflasyonu 2026 yılında yüzde 20’nin altına, 2027’de ise tek haneli seviyelere düşürmektir.”

Küresel ekonomik konjonktürü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Küresel ekonomiye hem kısa vadeli hem de orta-uzun vadeli bir perspektiften baktığımızda, risklerin ve fırsatların iç içe geçtiğini görüyoruz. Kısa vadede; ticaret ve ekonomi politikalarına ilişkin belirsizlikler yüksek olsa da küresel algı genel olarak olumlu seyrediyor. Küresel büyüme ılımlı ve dayanıklı bir görünüm sergilerken, ana ticaret ortaklarımızda büyümenin 2026’da iyileşmesi öngörülüyor. Küresel risk iştahının güçlü kalacağına yönelik beklentiler, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını destekleyen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Küresel enflasyondaki düşüşün sürmesi, finansal koşulların daha destekleyici olmasını mümkün kılacak. Bunlara ek olarak, emtia fiyatlarının ılımlı seyri; dış denge, maliyet baskıları ve fiyat istikrarı açısından bize olumlu bir zemin sunuyor. Dolayısıyla ticaret savaşlarının dolaylı etkileri ve jeopolitik gerilimler gibi aşağı yönlü riskler saklı kalmak kaydıyla, kısa vadeli küresel konjonktürün 2026 yılı itibarıyla bizim için daha destekleyici bir görünüm sergilemesini bekliyoruz.

“Üretim ve ihracat kapasitesini güçlendireceğiz”
“2026 yılında ekonomi politikalarının bütüncül bir çerçevede yürütülmesine ve fiyat istikrarını destekleyen dengeli politika bileşiminin sürdürülmesine öncelik vereceğiz. Finansal istikrarı gözeten uygulamalarımızla birlikte seçici kredi yaklaşımı sayesinde üretim ve ihracat kapasitesini daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Böylece büyümenin dengeli ve sürdürülebilir bir patika izlemesini, enflasyondaki düşüşün ise toplumsal refahı desteklemesini öngörüyoruz.”

Kısa, orta ve uzun vadede küresel görünümün temel dinamikleri nelerdir? Bu çerçevede, Türkiye açısından öne çıkan riskler ve fırsatlardan söz eder misiniz?
Orta ve uzun vadede küresel ekonomi ciddi yapısal zorluklarla karşı karşıyadır. Küresel ticarette artan korumacılık, yüksek küresel borçluluk, yaşlanan dünya nüfusu, dönüştürücü ve yıkıcı teknolojiler, iklim değişikliği ve artan jeopolitik gerilimler bu zorlukların başlıca unsurlarıdır. Ancak Türkiye bu küresel dönüşüm sürecine görece daha dayanıklı bir yapıyla girmektedir.

İhracatımızın yüzde 62’sini serbest ticaret anlaşmalarımızın bulunduğu ülkelere, kalan önemli bir bölümünü ise yakın ve dost coğrafyalara yapıyor olmamız, artan korumacılığa karşı Türkiye’ye önemli bir direnç kazandırmaktadır. Bu dayanıklılık; bölgesel entegrasyonun derinleştirilmesi, yeni ticaret koridorlarının devreye alınması ve serbest ticaret anlaşmalarının genişletilmesiyle önemli fırsatlara dönüştürülebilir. Ayrıca korumacılığın yeni normal haline geldiği bir ortamda, geniş iç pazara sahip ve hizmet ticaretinde görece açık ekonomiler yatırımcılar açısından öne çıkmaktadır. Türkiye, bu avantajları sayesinde cazip ülkeler arasında yer almaktadır.

Bakan Şimşek yılın ilk değerlendirmesini Ekonomist Dergisi'ne yaptı-1

Yüksek küresel borçluluk bir diğer önemli problem. Ancak Türkiye burada da avantajlı bir konuma sahip. Ülkemizin toplam borçluluğu (yüzde 94: kamu, finansal sektör, reel sektör ve hanehalkı borç toplamı) hem gelişmekte olan ülkelerin (yüzde 236) hem de dünya ortalamasının (yüzde 311) belirgin şekilde altındadır. Düşük borçluluk seviyesi; yapısal reformların hayata geçirilmesi, verimliliği artıran altyapı yatırımları, yapay zekâya hazırlığın hızlandırılması ve yeşil dönüşümün ivmelenmesi için bize mali alan sağlamaktadır. Diğer önemli bir yapısal zorluk ise küresel ölçekte nüfusun hızla yaşlanmasıdır. Doğurganlık oranları gerilese de Türkiye çalışma çağındaki nüfus artışı sayesinde önemli bir demografik avantaja sahiptir. Ayrıca kadınların iş gücüne katılımı da yüzde 36,5 ile OECD ülkelerinin yüzde 54 olan ortalamasından düşüktür. Önümüzdeki dönemde kadınların iş gücüne katılımının artırılması ilave iş gücü arzı sağlayarak potansiyel büyümeyi destekleyecektir.

Türkiye’nin ekonomi yönetimi olarak 2025 yılı karnesini değerlendirir misiniz?
2025 yılı, dezenflasyon sürecinin kararlılıkla devam ettiği ve makro-finansal istikrarın belirgin biçimde güçlendiği bir yıl oldu. Uyguladığımız programın olumlu etkileri, makroekonomik göstergelere net ve somut biçimde yansıdı. 2025 yılının ilk üç çeyreğinde büyüme yıllık yüzde 3,7 ile dengeli ve sürdürülebilir bir seyir izlerken, yıllık enflasyon kasım ayı itibarıyla son dört yılın en düşük seviyesi olan yüzde 31,1’e geriledi. Cari fiyatlarla 3,6 trilyon liraya ulaşan deprem harcamalarına rağmen bütçe disiplinini güçlendirdik. Aldığımız tedbirler sayesinde milli gelire oranla 2023 yılında yüzde 5,1 ile sınırladığımız bütçe açığı, 2024’te yüzde 4,7’ye geriledi. 2025 yılında OVP’de bu oranın yüzde 3,6 olarak gerçekleşeceği tahmini yer aldı. Ancak, harcamalardaki sıkı duruş ve gelirlerde ise Eylül-Kasım dönemindeki olumlu gerçekleşmelerin etkisiyle bütçe açığının OVP öngörülerinden daha düşük gerçekleşmesini tahmin ediyoruz. Cari dengede ise ihracat ve turizm performansının güçlü katkısıyla kayda değer bir iyileşme sağlandı. 2023 Mayıs ayında 55,9 milyar dolar seviyesinde bulunan yıllık cari açık, 2025 Ekim itibarıyla 22 milyar dolara gerilerken, altın ve enerji hariç cari denge ise 46 milyar dolar fazla verdi. Cari dengedeki iyileşmeyle birlikte 2023 yılı haziran ayında milli gelire oranla yüzde 23 olan brüt dış finansman ihtiyacının 2025 sonunda yaklaşık yüzde 17’ye gerileyeceğini öngörüyoruz.

Bakan Şimşek yılın ilk değerlendirmesini Ekonomist Dergisi'ne yaptı-2

Finansal göstergelerde de programın başarısını teyit eden güçlü bir iyileşme kaydedildi. Brüt rezervler 2023 Mayıs ayındaki 98,5 milyar dolar seviyesinden 19 Aralık 2025 itibarıyla 192,3 milyar dolara yükseldi. Ülke risk primi (CDS) 703 baz puandan 206 baz puana gerileyerek Mayıs 2018’den bu yana en düşük seviyesine indi. 2023 yılı ağustos ayında 3,4 trilyon lira ile zirveye ulaşan Kur Korumalı Mevduat stoku 19 Aralık 2025 itibarıyla 8,2 milyar liraya geriledi. TL’ye duyulan güvenin artmasıyla birlikte TL mevduatın toplam mevduat içindeki payı 24,3 puan artarak yüzde 60,7’ye ulaştı.

“Programın olumlu etkileri göstergelere yansıdı”
“Uyguladığımız programın olumlu etkileri, makroekonomik göstergelere net ve somut biçimde yansıdı. 2025 yılının ilk üç çeyreğinde büyüme yıllık yüzde 3,7 ile dengeli ve sürdürülebilir bir seyir izlerken, yıllık enflasyon kasım ayı itibarıyla son dört yılın en düşük seviyesi olan yüzde 31,1’e geriledi.”

2026 yılına girerken Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın önceliklerini nasıl tanımlarsınız? Önümüzdeki dönemde ekonomi politikalarının odağında hangi başlıklar yer alacak?
Uygulamakta olduğumuz Makroekonomik İstikrar ve Reform Programı sayesinde enflasyonla mücadelede önemli bir mesafe kat ettik; mali disiplin belirgin biçimde güçlendi, cari dengede kalıcı bir iyileşme sağlandı ve finansal istikrar pekişti. Bu kazanımlar, ekonomimizin dayanıklılığını artırırken öngörülebilirliği ve yatırımcı güvenini de güçlendirmiştir. 2026 yılı için birinci önceliğimiz, bu kazanımları kalıcı hale getirmektir. Bu kapsamda dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi, mali disiplinin tavizsiz biçimde devamı ve cari dengenin sürdürülebilir bir patikada ilerlemesi temel hedeflerimiz olmaya devam edecektir.

Bakan Şimşek yılın ilk değerlendirmesini Ekonomist Dergisi'ne yaptı-3

Makroekonomik istikrarı, sürdürülebilir yüksek büyümenin ön koşulu olarak görüyoruz. 2026 yılı için ikinci önceliğimiz ise yapısal dönüşümü hızlandırmaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın 2026 yılını “yapısal reform yılı” olarak ilan etmesi, bu yöndeki güçlü reform irademizi açıkça ortaya koymaktadır. Aktif sanayi politikalarıyla yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun üretimi teşvik ederken; yeşil ve dijital dönüşümü büyüme stratejimizin ayrılmaz bir unsuru olarak ele alıyoruz. Üretken altyapı yatırımlarına odaklanarak verimliliği ve rekabet gücümüzü artıracak, Türkiye ekonomisini küresel ölçekte daha güçlü bir konuma taşıyacağız.

Türkiye ekonomisi üzerindeki derin etkiler bırakan enflasyonda tek haneli rakamlara ulaşmak ne zaman mümkün görünüyor?
Programı uygulamaya başladığımızdan bu yana önemli ilerlemeler kaydettik. Enflasyon geçen yıl mayıs ayındaki zirvesine kıyasla 44,4 puan gerileyerek 2025 yılı kasım ayında yüzde 31,1’e geriledi. Yaşanan zirai don ve kuraklık gibi dönemsel etkilerle geçici olarak yavaşlasa da dezenflasyon süreci devam ediyor. Yıllık temel mal enflasyonu yüzde 19’un altına düştü. Ancak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hizmetler sektörü dezenflasyon politikalarına daha gecikmeli tepki vermektedir. Kira ve eğitim başta olmak üzere, geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi sonucunda hizmetler enflasyonu manşetin üzerinde seyretmektedir.

Bakan Şimşek yılın ilk değerlendirmesini Ekonomist Dergisi'ne yaptı-4

Dezenflasyon sürecinin kesintisiz ve kalıcı biçimde sürmesi için bütüncül bir politika seti uyguluyoruz. Bu çerçevede; sıkı para ve maliye politikalarını kararlılıkla sürdürecek, yönetilen ve yönlendirilen fiyatları, bütçe imkânları dâhilinde enflasyon hedefleriyle uyumlu şekilde belirleyeceğiz. Arz yönlü politikalar da dezenflasyon sürecinin önemli tamamlayıcı unsurlarından biri olmaya devam edecektir. Bu kapsamda özellikle sosyal konut ve gıda arzını artırmaya yönelik tedbirler gündemimizde yer alıyor. Bunun yanı sıra güçlenen finansal istikrar, beklentilerdeki iyileşme ve fiyatlama davranışlarındaki katılıkların azalması da dezenflasyon sürecine ilave katkılar sağlayacak. Küresel konjonktür açısından bakıldığında ise elverişli finansal koşulların, zayıflayan ABD dolarının, gelişmekte olan ülkelere artan risk iştahının ve ılımlı seyreden emtia fiyatlarının, önümüzdeki dönemde dezenflasyon için daha destekleyici olmasını bekliyoruz. Hedefimiz enflasyonu 2026 yılında yüzde 20’nin altına, 2027’de ise tek haneli seviyelere düşürmektir.

2026’da yatırım, üretim ve istihdamı desteklemek için hangi politikalar gündemde olacak?
Artan küresel belirsizliklere rağmen, devam eden dezenflasyon sürecinde yatırım, üretim, istihdam ve ihracatın olumsuz etkilenmemesi amacıyla seçici ve hedefli bir kredi politikası uyguluyoruz. Bu çerçevede kredi büyümesi ılımlı seyrederken, ekonominin üretken alanlarına yönlendirilen finansman korunmaktadır. Yatırımların teşviki ve AR-GE istisnaları kapsamında 2026 yılı bütçesinden 836 milyar TL kaynak ayırdık. Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) ile yüksek katma değerli üretimi güçlü biçimde destekliyoruz. Orta-yüksek ve yüksek teknoloji grubunda yer alan 284 ürünü kapsayan ve 500 milyar TL büyüklüğe ulaşan bu program; azami 10 yıl vadeli ve iki yıl anapara geri ödemesiz yapısıyla yatırımcıların finansman yükünü önemli ölçüde hafifletmektedir. Kredi maliyetlerinin asgari yüzde 14, azami yüzde 28 aralığında sınırlandırılması, özellikle uzun vadeli ve teknoloji yoğun yatırımlar açısından güçlü bir öngörülebilirlik sağlamaktadır. Nitekim program kapsamında 21 şirket, toplam 138,5 milyar TL tutarında yatırıma fiilen başlamıştır. Buna ek olarak, HIT-30 Programı ile 8 alan ve 30’dan fazla öncelikli yatırım konusu belirleyerek yüksek teknolojiyi odağa alan stratejik bir yönlendirme çerçevesi oluşturduk. İstihdamın korunması ve güçlendirilmesi de politika setimizin temel unsurlarından biridir. 2026 yılında asgari ücret istisnası kapsamında 1 trilyon 92 milyar TL tutarında bir maliyet üstleniyoruz. Emek yoğun sektörler olan tekstil, hazır giyim, deri ve mobilyada istihdamı korumak amacıyla çalışan başına sağladığımız desteği 2026’da aylık 3 bin 500 TL’ye yükseltiyoruz ve bu desteği büyük ölçekli firmaları da kapsayacak şekilde genişletiyoruz. Ayrıca tüm işverenlere yönelik çalışan başına aylık prim desteğini bin 270 TL’ye çıkardık.

"Küresel savunma harcamaları artıyor”
“Artan jeopolitik gerilimler ve çatışmalar küresel savunma harcamalarında hızlı bir yükselişi beraberinde getirmektedir. Küresel savunma harcamaları 2020 yılında yaklaşık 1,2 trilyon dolar seviyesindeyken, 2024 itibarıyla 2,7 trilyon dolara ulaşmıştır. Bu tutarın 2035 yılında 6,6 trilyon dolara kadar yükselmesi beklenmektedir. Bu eğilim, savunma sanayisinde yapısal bir genişlemeye işaret etmekte; üretim kapasitesi, teknoloji yatırımları ve tedarik zinciri planlaması açısından yeni bir küresel denge arayışını beraberinde getirmektedir.”

İş dünyasında özellikle ihracat destekleri konusunda talepler var. Bu konudaki yol haritanız nedir?
İhracatçılarımızın finansmana erişimini güçlendirmek amacıyla Eximbank’ın sermayesini güçlendirdik ve günlük reeskont kredi limitini 4,5 milyar TL’ye yükselttik. Çiftçilerimiz ve esnafımız için de Hazine destekli sübvansiyonlu kredi imkânları sunmaya devam ediyoruz. 2026 yılında ekonomi politikalarının bütüncül bir çerçevede yürütülmesine ve fiyat istikrarını destekleyen dengeli politika bileşiminin sürdürülmesine öncelik vereceğiz. Finansal istikrarı gözeten uygulamalarımızla birlikte seçici kredi yaklaşımı sayesinde üretim ve ihracat kapasitesini daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Böylece büyümenin dengeli ve sürdürülebilir bir patika izlemesini, enflasyondaki düşüşün ise toplumsal refahı desteklemesini öngörüyoruz. Bu doğrultuda yüksek teknoloji yatırımlarını teşvik etmeyi ve verimlilik artırıcı üretimi desteklemeyi kararlılıkla sürdüreceğiz. Reeskont kredileri aracılığıyla ihracat kapasitesini artıracak, reel sektörün uygun koşullarda finansmana erişimini güçlendireceğiz. Temel hedefimiz; kalıcı fiyat istikrarını tesis ederek üretim yapısını daha rekabetçi hale getirmek, ihracatın niteliğini artırmak ve sürdürülebilir, güçlü büyümeyi kalıcı kılmaktır.

Türkiye’nin bugün ihracata dayalı büyümede başarılı olma şansı nedir? İhracata dayalı büyüme modelinde sürdürülebilir bir başarı için sizce ne yapılmalı?
Küresel ekonomide dengelerin hızla değiştiği, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği ve ticarette parçalanmanın arttığı bir dönemde Türkiye, ihracata dayalı büyümeyi güçlendirebilecek güçlü bir potansiyele sahiptir. Dost ve yakın coğrafyalardan tedarik eğiliminin artması; güçlü üretim altyapımız, stratejik konumumuz, genç ve dinamik iş gücümüz ile çeşitlendirilmiş pazar yapımız sayesinde Türkiye bu süreçte avantajlı bir konumdadır. Bununla birlikte, ara malı ithalatına bağımlılık, yüksek katma değerli üretimde alınması gereken mesafe ve teknolojik derinleşme ihtiyacı önemli başlıklar olarak önümüzde durmaktadır. Ancak sanayideki üretim esnekliği, gelişmiş lojistik kapasite ve güçlü girişimcilik ekosistemi bu dönüşümün mümkün olduğunu gösteriyor. Hedefimiz; ihracatta orta-yüksek ve yüksek teknoloji ürünlerinin payını artırmak ve küresel değer zincirlerinde daha yukarı basamaklara çıkmaktır.

Bakan Şimşek yılın ilk değerlendirmesini Ekonomist Dergisi'ne yaptı-5

İhracatta yüksek teknolojili ürünlerin payını artırmak için hangi politikaları devreye alıyorsunuz?
Son yıllarda uyguladığımız politikalar somut sonuçlar üretti. 2002’de dokuz olan 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılan ürün sayısı 2025’te 54’e, aynı kapsamdaki ülke sayısı ise sekizden 51’e yükseldi. İhracatın teknolojik yapısında da önemli bir dönüşüm sağlanmış; düşük teknolojili ürünlerin payı yüzde 46,8’den 29,6’ya gerilerken, orta-yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 39’a çıktı. İhracatın teknoloji yoğunluğunu artırmak ve sanayinin ikiz dönüşümünü hızlandırmak için YTAK programının limiti 500 milyar TL’ye çıkarıldı, uzun vadeli ve uygun maliyetli finansman sağlandı. HIT-30 Yüksek Teknoloji Programı ile yarı iletkenlerden mobiliteye, yeşil enerjiden dijital teknolojilere uzanan alanlarda 2030 yılına kadar 30 milyar dolarlık teşvik imkanı bulunmaktadır. İhracatçının finansmana erişimi de güçlü biçimde destekliyoruz. Eximbank’ın sermayesini 13,8 milyar TL’den 88,4 milyar TL’ye yükselttik, günlük reeskont kredi limitini 300 milyon TL’den 4,5 milyar TL’ye çıkardık. Reeskont kredilerinde maliyetleri düşürdük, hizmet ihracatında vergi istisnasını yüzde 80’e yükselttik ve ihracat kazançlarında kurumlar vergisi oranını koruduk. Tüm bu adımlarla hedefimiz; ihracatta kaliteyi, teknolojiyi ve katma değeri artırarak Türkiye’yi küresel ticarette daha güçlü, daha dayanıklı ve daha rekabetçi bir konuma taşımaktır.

Son yıllarda yıkıcı bir hızla büyüyen yapay zeka yatırımları açısından Türkiye’nin performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Küresel ekonomideki bir diğer önemli yapısal dönüşüm alanı, hızla gelişen yapay zeka ve otonom teknolojilerdir. Türkiye, IMF tarafından oluşturulan Yapay Zekâ Hazırlık Endeksi’nde gelişmekte olan ülkeler ortalamasının üzerinde bir konumda bulunmakla birlikte, temel hedefimiz gelişmiş ülkeler ortalamasını yakalamaktır. Bu doğrultuda, dijital dönüşümü hızlandırmak amacıyla; fiber altyapının güçlendirilmesi, 5G+ yatırımlarının yaygınlaştırılması, nükleer enerji yatırımlarının artırılması, büyük ölçekli veri merkezlerinin kurulması ve büyük dil modeli tabanlı uygulamaların desteklenmesi gibi başlıkları içeren kapsamlı bir yol haritamız bulunuyor. Dünyanın karşı karşıya olduğu bir diğer temel yapısal sorun iklim değişikliğidir. Bu çerçevede yeşil dönüşüm, Türkiye için yalnızca bir zorunluluk değil; aynı zamanda önemli bir ekonomik fırsat alanıdır. Son 23 yılda enerji ithalatına ödenen 1 trilyon ABD doları, aynı dönemdeki toplam cari açığın 1,6 katına, mevcut brüt dış borç stokunun ise 1,8 katına eşittir. Bu tablo, enerji dönüşümünün makroekonomik açıdan taşıdığı stratejik önemi açıkça ortaya koymaktadır. Tarımda sulama ve toplulaştırma yatırımlarının hızlandırılması ile yeşil teknoloji üretim üssü olma hedefi, öncelikli politika alanlarımız arasında yer almaktadır.

Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayii üretim ve ihracatının arttığı görülüyor. Bu alanda yaşanan gelişmeleri de değerlendirir misiniz?
Artan jeopolitik gerilimler ve çatışmalar küresel savunma harcamalarında hızlı bir yükselişi beraberinde getirmektedir. Küresel savunma harcamaları 2020 yılında yaklaşık 1,2 trilyon dolar seviyesindeyken, 2024 itibarıyla 2,7 trilyon dolara ulaşmıştır. Bu tutarın 2035 yılında 6,6 trilyon dolara kadar yükselmesi beklenmektedir. Bu eğilim, savunma sanayisinde yapısal bir genişlemeye işaret etmekte; üretim kapasitesi, teknoloji yatırımları ve tedarik zinciri planlaması açısından yeni bir küresel denge arayışını beraberinde getirmektedir. Türkiye; 3 bin 500’ün üzerinde firması, 100 bini aşkın çalışanı, yaklaşık bin 400 aktif projesi ve yüzde 82’ye ulaşan yerlilik oranıyla güçlü bir savunma sanayisine sahiptir. 2002 yılında 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatımız, 2025 yılı Kasım ayı itibarıyla yıllık 8,4 milyar dolara yükselmiştir. Türkiye, 2024 yılında savunma sanayi ihracatında dünyada 11’nci sırada yer almıştır. Türkiye, sahip olduğu bu güç, sanayi altyapısı ve üretim kabiliyetiyle bölgesinde önemli bir sanayi üssü ve güvenilir bir ortak olarak öne çıkmaktadır.

0

EKONOMİST YENİ SAYI
Ekonomist Dergisini takip etmek için abone olun.
ABONE OL