Orta Doğu’daki çatışmalar küresel piyasalarda klasik bir riskten kaçış dalgası yaratırken haftanın ilk işlem gününde enerji grubu ve kıymetli metallerde sert yükseliş, hisse senetlerinde ise geniş tabanlı baskı yaşandı. Ortadoğu’da çatışmanın tırmanabileceğine yönelik mesajlar risk iştahını baskılarken, piyasalar enerji arzı ve enflasyon kanalı üzerinden oluşabilecek ikinci tur etkileri de fiyatlamaya başladı.
ABD ve İran’dan gelen son mesajlar
ABD Başkanı Trump’ın İran için “Ne gerekiyorsa yapılacak” söylemi ve İsrail’in yeni saldırıları, çatışmanın süresi ve ölçeğine dair belirsizliği büyütürken risk primi yeniden yukarı çıkıyor. Trump ve Dışişleri Bakanı Rubio, İran’a yönelik operasyonların hedefinin ülkenin füze kapasitesini ve nükleer silah edinme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmak olduğunu vurgularken, büyük dalganın henüz başlamadığını söyleyerek daha sert bir aşamaya geçilebileceği sinyalini verdi.
İran tarafında ise Dışişleri Bakanı, müzakereler sürerken saldırıların ‘kabul edilemez’ olduğunu belirterek ABD’yi diplomasiye ihanet etmekle suçladı. İran’ın bölgedeki füze saldırılarının sürmesi, Araghchi’nin “Komşularla sorunumuz yok, o ülkelerdeki ABD askerleriyle mücadele ediyoruz” mesajı ve Riyad’daki ABD büyükelçiliğinin İHA’larla hedef alınması tansiyonu yükseltti; Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ise müttefiklerine diplomatik çıkış yolu bulunması ve çatışmanın kısa tutulması çağrısında bulundu. Tahran tarafı, bölge ülkelerinin ABD’ye baskı yapması gerektiğini savunurken, misillemelerin saldırganlığın kaynağına yönelik olduğunu vurguladı.
Ayrıca İran Devrim Muhafızları’ndan gelen açıklamaya göre Hürmüz Boğazı kapatılması, küresel enerji akışının önemli bir bölümünün sekteye uğraması anlamına geliyor. JPMorgan CEO’su Jamie Dimon, petrol fiyatlarındaki artışın kısa sürmesi halinde enflasyon etkisinin sınırlı kalabileceğini ancak gerilimin uzaması durumunda enflasyonun rahatsız edici bir sürprize dönüşebileceğini söyledi.
Piyasaların odağında ne var?
Brent petrol, 3 Mart gün içi hareketlerde yüzde 9’un üzerinde yükselişle 85 dolara yaklaştı. ÜNLÜ & Co Araştırma Direktörü Murat Akyol, özellikle petrol fiyatlarındaki yükselişin hem büyüme hem de enflasyon beklentileri açısından risk yarattığının altını çiziyor. Mart ayına güçlü bir yükselişle başlayan enerji fiyatları ılımlı bir zemine oturmadıkça hisse senetlerinin denge bulmasının kolay olmayacağını öngören Murat Akyol, değerlendirmesine şöyle devam ediyor:
“Öyle ki enerji fiyatlarındaki artışın kalıcı olmaya başlaması halinde enflasyon ve merkez bankalarının politikalarına ilişkin beklentilerin yeniden şekilleneceğini ve bunun da hem tahvil hem hisse piyasasında yeni bir negatif fiyatlamaya neden olabileceğini not etmek gerekir.
Diğer taraftan 10 yıl vadeli ABD tahvil faizinin yüzde 4 civarında seyretmesi, piyasaların henüz kalıcı bir enflasyon şokunu tam olarak fiyatlamadığını düşündürüyor. Genel çerçevede piyasalar; çatışmanın süresi, enerji altyapısına yönelik risklerin boyutu ve savaşın yayılma ihtimaline odaklanmış durumda. Bu şartlar altına kısa vadede volatilitenin yüksek seyretmesi, güvenli liman varlıklarının göreceli olarak güçlü kalması ve hisse senetlerinde temkinli duruşun sürmesi beklenebilir.”
Değerli madenlerde neler oluyor?
Ortadoğu’da çatışmanın genişlemesi ve Kuveyt üzerinde ABD’ye ait askeri uçakların düştüğüne dair haber akışı, haftanın ilk işlem gününde risk iştahını belirgin biçimde aşağı çekerken güvenli liman arayışını da hızlandırmıştı. Petrolün 80 doları aştığı, Avrupa doğal gaz fiyatlarının yüzde 40’a varan sıçrama yaptığı bir tabloda altın fiyatları da güvenli liman talebinin güçlenmesiyle dün ons başına 5.400 doların üzerini test etmişti. Ancak bu seviyelerde kalıcılık sağlayamayan ons altının 3 Mart gün içi hareketlerde 5.075 dolar seviyelerine kadar gerilediği görülüyor.
ABD-İran gerilimi sonrasında güvenli liman talebi altına yönelirken, gümüş cephesinde ise daha kırılgan ve dalgalı bir görünüm öne çıkıyor. Oynaklığın yüksek seyrini koruduğu gümüşte, yukarı yönlü ataklara karşı temkinli duruş korunuyor. Nitekim 2 Mart’ta 90 dolar sınırında hareket eden ons gümüşün 3 Mart gün içi hareketlerde ons gümüşün yüzde 10’dan fazla düşüşle 80 doların altına gerilmesi de dikkat çekiyor.
"Piyasayı alıp götürecek büyükler henüz piyasada değiller"
Peki, değerli madenler tarafındaki bu tablo nasıl yorumlanmalı? Destek Yatırım Araştırma Direktörü Gökhan Uskuay’a göre; burada ilk olarak bakılacak gösterge, dünkü yükselişte altının gerçek bir hacimle yükselip yükselmediği. Gökhan Uskuay, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:
“FX işlemlerinde bazı platformlarda gösterilen hacimler tartışmaya açık olabilir. Bu nedenle gerçek bir gösterge olan ve hem kurumsal hem de profesyonel yatırımcıların işlem yaptığı piyasa olan vadeli kontratlardaki hacme bakalım. Buna göre dün, dünya tarihi için son derece önemli bir risk hadisesine rağmen altındaki işlemlerin normalin dışında bir hacimle gerçekleşmediği görülüyor.
Aynı bağlamda gümüş kontratına baktığımızda daha da ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Gümüşte, cuma kapanışına göre aslında yüzde 3,5 yukarı, sonra da yüzde 10’a varan aşağı yönlü hareket ve günlük yüzde 13,5’luk büyük bir hareket gördük. Bu yüksek harekete rağmen grafiklerde görülen hacim son derece düşük oldu. Bu da bize işin en başından, piyasayı sürükleyen ve balina tabir edilen büyük spekülatörlerin bu risk oyununa girmediklerini düşündürüyor. Olan biten hareketler daha çok küçük yatırımcıların ve günlük işlemcilerin alım/satımlarıyla gerçekleşen piyasa hareketi gibi gözüküyor; yüzde 10’luk düşüş biraz aşırıydı.
Ocak sonundaki satışla birlikte kapatılan altın ve gümüş pozisyonları o kadar fazlaydı ki, sonuçta geriye kalan açık pozisyonların sayısı senelerdir olmadığı kadar düşük seviyelere geldi. Bu da bize gösteriyor ki piyasayı alıp götürecek büyükler henüz piyasada değiller. Bu nedenle altın ve gümüşte büyük hedefleri olanların biraz sabırlı davranmaları gerekiyor. Nitekim kıymetli metal piyasası taze para girişi olmadan uzak diyarlara gidecek kudreti bulmakta zorlanacak gibi duruyor.”

BİST’te düşüşler sürüyor
16 Şubat’ta 14.339 ile yeni zirvesini gören ancak burada tutunamayan BİST-100 Endeksi, geçen haftayı 13.718’den kapatmıştı. Ortadoğu’daki savaş nedeniyle küresel piyasalar haftaya son derece zayıf bir zeminde başlarken Borsa İstanbul da sürpriz olmayan bir şekilde belirgin değer kayıplarına maruz kaldı.
2 Mart Pazartesi gününü yüzde 2,71 düşüşle 13.346 seviyesinden tamamladı. Günlük işlem hacmi 186,2 milyar TL ile son bir aylık ortalamanın altında gerçekleşti. TCMB’nin 1 hafta vadeli repo ihalelerine bir süreliğine ara vererek fonlamayı yüzde 40 seviyesine çekmesi ve CDS’lerdeki yükseliş ile bankacılık endeksinde kayıplar yüzde 7,4’ü buldu. Her ne kadar hisse bazlı ayrışmalar dikkat çekse de genel risk iştahının baskılanmış durumda olduğu görülürken BİST-100 Endeksi 3 Mart gün içi hareketlerde ise 13.030 seviyelerine kadar geriledi.
ÜNLÜ & Co Araştırma Direktörü Murat Akyol’a göre; Türkiye’nin bölgeye yakın olması, Borsa İstanbul’un diğer piyasalara kıyasla daha fazla baskı hissetmesine neden olurken aynı zamanda petrol fiyatlarındaki güçlü yükseliş de TL varlıklar açısından olumsuz bir zemin yaratıyor. Murat Akyol, özellikle petroldeki yüksek seyir sürdükçe bunun enflasyon ve faiz indirimi patikasına dair beklentileri negatif etkileme potansiyelini de göz önünde bulundurmak gerektiğini de kaydediyor.

Faiz indirimi beklentileri törpüleniyor mu?
Şubat ayında piyasalarda görülen momentum kaybında jeopolitik risklerin yanında enflasyondaki görünümün faiz indirimi alanını daraltabileceğine yönelik endişeler de rol oynamıştı. “Önümüzdeki dönemde fiyat artışlarının ılımlı bir çerçevede hareket etmesi, faiz indirimi patikasına ilişkin beklentilerin bozulmaması adına son derece önemli” diyen Murat Akyol’a göre; ancak TCMB’nin haftalık fonlamaya ara verdiği içinde bulunduğumuz dönemde petrol fiyatlarındaki sıçrama da düşünülürse mart ayı PPK toplantısına dair faiz indirimi beklentilerinin giderek törpülenmesi sürpriz olmayacak.
Bu arada TÜİK tarafından hesaplanan Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE), Şubat 2026 döneminde yüzde 2,96 oranında artış gösterdi. TÜİK'e göre, E-TÜFE endeksinin son 12 aylık artış oranı yüzde 31,53 olarak hesaplandı.
Güncel beklentiler ve olası senaryolar
Yurt içi ve yurt dışı piyasalarda son tablo ve fiyatlamalar böyleyken hem mevcut durumu hem de önümüzdeki sürece dair olası senaryoları Stratejist Onur Altın ile konuştuk. Onur Altın’ın dikkat çeken açıklamaları şöyle:
"Küresel bazda tekrar çok sert bir enflasyonist ortama savrulabiliriz"
Onur Altın/Stratejist
Değerli madenlerde yön nereye?
Karşılıklı saldırıların arttığı ortamda güvenli limanlara olan talebi arttırdığını izliyoruz. Ancak bu talebin fiyatlarla doğrudan ilişkisinin olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani fiyatların aşırı yükseldiği bir piyasada bir noktadan sonra talebin kesildiğini ve fiyatların hızlı bir şekilde geri çekildiğini görebiliriz.
2025 yılında merkez bankalarının taleplerinin yüksek fiyatlar nedeniyle kesildiğini görmüştük ki yılbaşından bu yana artan fiyatlar muhtemelen bireysel talebin de yakında kesileceğine işaret ediyor. Kısa ve orta vadede altın fiyatlarında 5.600 doların tepe olacağı görüşünü sürdürüyorum. Özellikle olaylar bir miktar hafiflediğinde tekrar kısa vadede 5.000 dolar doğru inen fiyatlar görülebilir. 5.300-5.400 dolar seviyelerini ise ‘dengelenme bölgesi’ olarak görüyorum. Satışların devamı halinde ise önce 4.400 dolar ve tekrar 3.900 dolar seviyesi gündeme gelebilir. Uzun vadede altın fiyatlarında yükseliş devam edebilir ancak bunun için önce geri çekilmeler izlemeliyiz.

Petrol fiyatlarındaki yükseliş sürecek mi?
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması haberiyle birlikte petrol fiyatlarında sert yükseliş yaşandı. Dünya küresel petrol ticaretinin yüzde 20’sinin bu boğazdan sağlanması nedeniyle arz akışındaki kesinti fiyatları yükselten ana unsur oldu. Kısa vadede petrol fiyatlarındaki artışın devamını bekliyorum. Yükselen sert fiyatlar karşısında OPEC+ üyeleri, bölgedeki sevkiyat aksaklıklarını hafifletmek için petrol üretimini günlük 206 bin varil arttırmayı kararlaştırdı.
Bu hamle bir miktar sert yükselişi önlese de Hürmüz Boğazı kapalı kaldığı sürece petrol fiyatlarındaki yükselişi durduracağını sanmıyorum. Brent petrol fiyatı bizim için çok kritik görünen 81.00 dolar seviyesini ilk aşamada olmasa da bugün kırdı. 81.00 doların kırılması halinde petrol fiyatlarının tekrar orta vadede 100 doları, uzun vadede 150 doları test etmesini bekliyorum. Hürmüz Boğazı’nın tekrar açılması ve savaşın sakinleşmesi halinde ise 81-65 dolar arasında gidip gelen Brent petrol fiyatlaması izlenebilir.
Tekrar faiz artışlarının konuşulduğu döneme geçilebilir mi?
Petrol fiyatlarındaki artışın diğer mal gruplarına yansıması küresel bazda enflasyonun tekrar canlanmasına neden olacaktır. Bir süredir küresel piyasalarda gümrük tarifelerinin etkisiyle artan enflasyon, petrol fiyatlarının artmasıyla birlikte enerji enflasyona yansıdığında merkez bankalarının faiz indirim etkisinin ortadan kalkıp tekrar faiz artışlarının konuşulduğu bir döneme geçebiliriz.
Bu açıdan da petrol fiyatlarındaki yükseliş küresel anlamda çok önemli olacaktır. Petrol fiyatlarındaki düşüşün geçen yıl hem yurt içinde hem yurt dışında enerji enflasyonunu aşağıya çekmesi, TCMB ve FED başta olmak üzere merkez bankalarının faiz indirimindeki en önemli ana unsuru teşkil etmişti. Sadece enerji fiyatlarındaki artış yönüyle değil, baz etkisi nedeniyle de artış yaşanacak olması çok sert enflasyonist bir ortama tekrardan küresel bazda savrulacağımız anlamını taşıyor. Bu savruluş, petrol fiyatlarındaki artış hızına bağlı olarak kuvvetli veya orta hızda yaşanabilir. Petrol fiyatlarındaki yükselişin kalıcılığını yakından takip edeceğiz.
TCMB’nin açıkladığı tedbirler nasıl yorumlanmalı?
TCMB, yaşanan gelişmeler sonucunda iki önlem aldı. İlk olarak; 1 hafta vadeli repo ihalelerine bir süreliğine ara verilmesi kararlaştırıldı. TCMB kurda panik atakları olmasın diye elinde bulundurduğu fazla likiditeden de kurtulmak adına bu hamleyi atarken bunun ilk etapta ‘örtülü faiz artırımı’ anlamına geldiği söylenebilir. TCMB likidite fazlasını erittiği takdirde borçlanmaların gecelik bor verme faizi olan yüzde 40’a dayanarak faizlerin 300 baz puan arttığını görebiliriz.
İkinci olarak ise TCMB kur oynaklığını sınırlamak ve döviz likiditesini dengelemek amacıyla TL uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başlayacağını bildirdi. Burada da temel amacın ‘kurda yaşanacak panik işlemlerinin önüne geçmek’ olduğunu söyleyebilirim. TCMB’nin aldığı önemler oldukça önemli ve bunları piyasa açılmadan açıklaması, piyasaya güven telkin ederken aynı zamanda ‘her duruma karşı ben buradayım’ mesajı vermesi açısından da oldukça pozitif. İlk aşamada alınan önlemlerin kur tarafında yeterli olduğunu izliyoruz. Yaşanacak gelişmelere göre yeni önlemlerin gelip gelmeyeceğini izleyeceğiz.