İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla birlikte petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artışlar yüzde 50’ye ulaştı. Şimdi gözler iki haftalık ateşkes kararının ne kadar uygulanacağı ve kalıcı bir barışa evrilip evrilmeyeceğinde. Bu arada artan enerji maliyetleri ve bozulan tedarik ağları, küresel ticarette taşları yerinden oynatıyor. Türkiye için ise yeni dönem, tehditleri kadar fırsatları ile de önem taşıyor. Dev sektörlerin liderleri, savaş sonrası yeni oyun planlarını Ekonomist’e anlattı.
Aram Ekin Duran eduran@ekonomist.com.tr
Ayşegül Sakarya Pehlivan asakarya@ekonomist.com.tr
Burcu Tuvay btuvay@ekonomist.com.tr
Özlem Bay Yılmaz obay@ekonomist.com.tr
Sibel Atik satik@ekonomist.com.tr
Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan İran savaşı, iki haftalık ateşkes kararına rağmen, hala küresel ekonomi ve ticaret için büyük riskler barındırıyor. Küresel ticari alacak sigortası şirketi Allianz Trade’in 2026’nın ilk çeyreğini içeren son “Ekonomik Görünüm” raporuna göre, Ortadoğu’daki savaşın yarattığı zeminle ABD ve Avrupa için daha düşük büyüme, daha yüksek enflasyon, artan mali baskı ve merkez bankaları açısından zorlu bir görünüm bekleniyor. Raporda küresel GSYH’nin yarım puan düşüşle 2026’da yüzde 2,6 olacağı tahminine yer verilirken, ticaret büyümesinin ise yarım puan aşağı yönlü güncelleme sonrasında yüzde 1,5 seviyesinde kalabileceği kaydediliyor.

Ekonomist’in 12 - 25 Nisan 2026 tarihli sayısından
Zurich Sigorta Grubu’nun “Küresel Riskler” raporuna göre de 2026 yılı için en yüksek riskler arasında jeoekonomik karışıklık ve silahlı çatışma ilk sıralarda yer alırken ekonomik riskler arasında “Ekonomik Durgunluk ve Gerileme” ile “Enflasyon” ön sıralara gelmiş durumda.
Oxford Economics’in hazırladığı senaryoya göre ise en kritik kırılma noktası Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek uzun süreli kapanma olacak. Bu durumda Brent petrol fiyatlarının 190 dolara kadar yükselmesi bekleniyor. Dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünlerde ise artışın daha da sert olacağı öngörülüyor. Statista verilerine göre de 2024’te yüzde 5,8 olan ve 2025’te yüzde 4,2’ye gerilemesi beklenen küresel enflasyonun, bu senaryoda yeniden yüzde 7,7 ile 2022 seviyesine yaklaşabileceği hesaplanıyor.

Dış ticarete 'savaş' darbesi
Türkiye ise bu çok yönlü krize dış ticaretindeki yapısal sorunları ve zaten çok yüksek olan enflasyonla yakalandı. Savaş ortamı ve yarattığı belirsizlik, Türkiye’nin dış ticaret verilerine hızla yansıdı. İhracat, 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından mart ayında yıllık bazda yüzde 6,4 azalarak 21,9 milyar dolar oldu. Bu dönemde ithalat ise yüzde 8,4 gibi sert bir yükselişle 33,2 milyar dolara çıktı. Böylelikle savaşın ilk ayında Türkiye’nin dış ticaret açığı 11,3 milyar dolar olarak geçekleşti. Savaştan etkilenen dokuz ülkeye ihracat bu dönemde yüzde 40 düştü. GTS (Genel Ticaret Sistemi) kapsamında ocak-mart döneminde ise dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 27,5 yükselişle 28 milyar 679 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.
Öte yandan İran savaşı ile birlikte oluşan yeni durum, Türkiye için yalnızca tehdit değil; fırsatları da barındırıyor. Bu noktada, ihracat odaklı sektörlerin savaş sonrası stratejileri büyük önem taşıyor. Zira artan enerji maliyetleri ve bozulan tedarik ağları ile birlikte küresel ticarette hangi taşların yerinden oynayacağı belirsizliğini koruyor. Tam da bu belirsizlik döneminde, 2025 yılında 273,4 milyar dolarlık toplam ihracatın yüzde 78,5’ini gerçekleştiren Dev sektörlerin liderleri, oluşturdukları yeni oyun planını Ekonomist’e anlattı.

Baran Çelik / OİB
Otomotiv
Yeni pazarlarda agresif büyüyecek
Türkiye ihracatının lokomotif sektörü olan ve 2025 yılında 41 milyar dolarlık ihracatı aşarak Cumhuriyet tarihi rekoru kıran otomotiv sektörü, yeni döneme en temkinli hazırlanan sektörlerin başında geliyor. Türkiye otomotiv endüstrisi için İran hem doğrudan bir pazar hem de lojistik geçiş yolları üzerinde stratejik bir noktada yer alıyor. Savaş ortamı bölgeye yönelik araç ve aksam parçası ihracatında daralmaya yol açmış durumda. Otomotiv İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Baran Çelik, özellikle Hürmüz Boğazı ve çevre güzergahlardaki lojistik güvenliğin sarsılmasının küresel tedarik zincirinde yeni bir krizin habercisi olabileceğini söylüyor.
Enerji maliyetlerindeki muhtemel artışın da üretim bandındaki maliyet baskısını ağırlaştıracağını kaydeden Çelik, “Sektörümüz, pandemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi kazandığı kriz yönetimi tecrübesiyle bu dönemi de pazar çeşitlendirme, esnek ve katma değer değer odaklı üretim kabiliyetiyle süreci en az hasarla atlatmaya odaklanmış durumda. 2026 yılı için kendimize 43 milyar dolarlık iddialı bir ihracat hedefi koyduk” diye konuşuyor.
Ana pazar olan Avrupa Birliği’ndeki yüzde 70’in üzerindeki paylarını korurken, bu yıl özellikle Kuzey Amerika (ABD ve Meksika), Uzak Doğu ve Kuzey Afrika pazarlarında daha agresif bir genişleme stratejisi izleyeceklerini vurgulayan Baran Çelik, “Bu yıl katma değerli üretimi, elektrikli araç dönüşümü ve tedarik sanayimizin aftermarket (satış sonrası) gücü gibi lider özelliklerimizle küresel rekabetteki liderliğimizi perçinlemeyi hedefliyoruz” diyor.

Adil Pelister / İKMİB
Kimyevi ürünler
Pazar stratejilerinde rotayı genişletti
Küresel ticaret hatları İran savaşıyla yeniden şekillenirken, Türk kimya sektörü stratejik bir dönüşüm sürecinden geçiyor. 2025 yılını 32 milyar dolarlık ihracatla kapatan kimya sektörü, Türkiye’nin en çok ihracat yapan ikinci sektörü olma konumunu sürdürüyor. İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Başkanı Adil Pelister, “Mevcut performansımızı daha ileri taşımayı ve ihracatımızı artırmayı hedefliyoruz” diyor. Savaşın yarattığı risklere dikkat çeken Pelister, “Bölgedeki gerilimler enerji fiyatlarında dalgalanmalara ve lojistik hatlarda aksamalara neden oluyor” sözleriyle artan maliyet baskısına vurgu yapıyor. Ancak Türkiye’nin üretim gücünün bu krizde bir çıkış yolu sunduğunu belirten Pelister, “Tedarik güvenliğinin önem kazanması, sektörümüz için rekabet avantajı yaratıyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Pazar stratejilerinde rotayı genişlettiklerini ifade eden Pelister, “AB ana pazarımız olurken; Ortadoğu, Afrika ve Asya’da daha güçlü varlık gösteriyoruz” diyor. Pelister, ihracatçıların bu süreçte ham madde kaynaklarını çeşitlendirmesinin ve yeşil dönüşüm yatırımlarına hız vermesinin kritik olduğunu savunuyor.

Murat Kolbaşı / TET
Elektrik-Elektronik
Hedefte Afrika pazarı var
Elektrik üretim ve dağıtım ekipmanları, kablo, küçük ev aletleri, beyaz eşya gibi kategorileri kapsayan elektrik ve elektronik sektörü, geçen yıl ciddi bir ivme yakaladı. 17 milyar 731 milyon dolarla tüm zamanların en yüksek yıllık ihracatına imza atan sektörün toplam ihracattaki payı yüzde 7,5’a ulaştı. Böylece elektrik ve elektronik sektörü, otomotiv ile kimyevi maddeler ve mamullerinin ardından üçüncü sıraya yerleşti.
Bölgedeki savaş ortamının ihracatı olumsuz etkilediğini belirten Arzum Yönetim Kurulu Başkanı ve Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği (TET) Yönetim Kurulu Üyesi Murat Kolbaşı, “Mesela Dubai’de oteller boşalmış durumda. Dubai bir turizm ülkesi olduğu için harcamaların önemli bir kısmı turistlere aitti. Şu anda bölge açısından işler karışık. Bölgenin toparlanması lazım” diyor. Ambargodan dolayı İran’a ürün satamadıklarını söyleyen Kolbaşı, sözlerine şu şekilde devam ediyor: “İran zaten yasaklı ülke olduğu için biz oralara normal şartlarda ürün satamıyorduk. Bu nedenle İran pazarı ihracatımızı direkt etkilemiyor. İki farklı açıdan bakarsak bu savaş bittiğinde İran normale dönerse ve ambargo biterse bu Türkiye’nin ihracatı için pozitif olur. Çünkü İran, yüksek nüfusu ve ihracat potansiyeli olan bir ülke.”

Toygar Narbay / TGSD
Hazır giyim ve konfeksiyon
İstihdam ve finansman desteği bekliyor
Mart 2025’te Körfez ülkeleri ile İran ve Irak’a yaklaşık 91 milyon dolar olan hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı, Mart 2026’da yüzde 48,3 düşüşle 60 milyon dolara geriledi. Hazır giyim markalarının bölge ülkelerinde yüzlerce mağazasının olması hazır giyim tarafında kaybı daha belirgin hale getirdi. Savaşın Türkiye’nin hazır giyim ihracatına etkisinin tek boyutlu değil, çok katmanlı olması beklendiğini söyleyen Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Toygar Narbay’a göre savaşın uzaması halinde enerji ve ham madde fiyatları başta olmak üzere navlun, sigorta ve işletme maliyetleri artacak. Bu durum, halihazırda dolar bazında yükselen maliyetler nedeniyle rekabet gücü zayıflayan sektör için ilave baskı yaratacak.
Talep tarafında ise Avrupa ve ABD’deki yavaşlama ile Arap Yarımadası’ndaki olası daralma birleştiğinde ihracatçılar hem maliyet artışı hem de pazar kaybıyla karşı karşıya kalabilir. Öte yandan belirsizlik ortamının alıcıları daha yakın, hızlı ve esnek tedarikçilere yöneltme ihtimali Türkiye’nin yakın tedarik merkezi olması için bir fırsat olarak görülüyor. Ancak bu fırsatın değerlendirilebilmesi için mevcut ekonomi politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çeken Narbay, artan maliyetlerin sektörün hareket alanını daralttığını belirtiyor. Sektörün döviz dönüşüm desteği, istihdam teşvikleri ve uygun finansman imkanları gibi destek beklentileri devam ediyor.

Adnan Aslan / ÇİB
Çelik
Yakın pazar odaklı dengeli büyüme hedefi
Dünya çelik üretimi 2025 yılında yüzde 2 azalışla 1,8 milyar ton seviyesinde gerçekleşirken, Türkiye’nin ham çelik üretimi yüzde 3,3 artışla 38,1 milyon tona yükseldi. Türkiye çelik sektörü bu yönüyle, dünyadan pozitif yönde ayrışsa da tüketimdeki artışın üretimdeki artışa sınırlı şekilde yansıması ithalatın yüksek seviyede devam etmesinden kaynaklandı. Geçen yıl 16,5 milyar dolar ihracat gerçekleştiren sektörün bu yıl 18 milyar dolara ulaşması öngörülüyor.
Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Aslan, küresel ve bölgesel çatışmaların arttığı bu dönemde yakın pazarlara odaklanarak ve katma değerli ürünlerin payını artırarak daha dengeli bir büyüme hedeflediklerini belirtiyor. Aslan, “Uzak pazarlarda hem lojistik maliyetler artıyor hem de gümrük vergileri ve kotalar ciddi bir engel oluşturuyor. Buna karşılık yakın pazarlarda hızlı teslimat, esnek üretim ve güçlü ticari ilişkiler gibi avantajlarımız bulunuyor” diyor. Bu kapsamda önümüzdeki süreçte Güney Amerika, Afrika, Avrupa Birliği ülkeleri, AB dışındaki Avrupa pazarları, Balkanlar, Doğu Avrupa ve komşu ülkelerin öncelikli hedef pazarlar olarak belirlenmiş durumda.

Veysel Yayan / TÇÜD
Türkiye Çelik Üreticiler Derneği (TÇÜD) Genel Sekreteri Veysel Yayan ise bu yılın ilk aylarında Avrupa Birliği’ne yönelik ihracatın yüzde 36 oranında gerilediğini, Ortadoğu pazarında ise yüzde 38’lik düşüş yaşandığını kaydederek, “Özellikle Körfez ülkelerinde tedarik zincirlerini aksatan jeopolitik gelişmelerin etkisiyle ihracatın daha dengeli bir coğrafi dağılıma kavuşturulması, kritik bir stratejik öncelik haline geldi. Güney Amerika ve BDT ülkelerine yönelik ihracatta sınırlı artışlar kaydedildi ancak bu artışlar, ana pazarlarda yaşanan kayıpları telafi etmeye yetmedi” değerlendirmesinde bulunuyor.

Çetin Tecdelioğlu / İDDMİB
Demir ve demir dışı metaller
ABD ve Çin pazarı için üretimi artıracak
Yurt dışındaki tüm zorluklara ve konjonktürdeki dalgalanmalara karşın demir ve demir dışı metaller sektörü 2025 yılını yüzde 6,3 artışla 13,4 milyar dolar ihracatla tamamladı. 2026 yılı için ihracat hedefi ise çift haneli bir büyümeyle 15 milyar dolara ulaşmak. Fakat bu noktada İran savaşının seyri de önemli olacak. İran savaşının Türkiye’nin ihracatında bölgesel lojistik yolların kapanması, enerji maliyetlerinin artması ve döviz kurlarındaki dalgalanmalar nedeniyle kısa vadede düşüşe veya yavaşlamaya neden olacağını kaydeden İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, bu risklerin yanı sıra sağlıklı bir ihracat büyümesi için mutlaka üretimi artırmak gerektiğini de sözlerine ekliyor. Tecdelioğlu, “Ham madde fiyat artışlarının sebep olduğu artışı gerçek bir artış olarak değerlendiremeyiz. 2026 yılında reel bir yükselişle üretimi de artırarak hedefimize ulaşmaya gayret edeceğiz” diyor. 2025’te en çok faaliyet yaptıkları ülkelerin Amerika, Almanya, Çin, Irak ve Suudi Arabistan olduğunu ifade eden Tecdelioğlu, “Gelecek süreçte en çok yoğunlaşacağımız ülkeler yine Amerika başta olmak üzere Almanya, Birleşik Krallık, Çin ve Suriye olacak” diye konuşuyor.
Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar
Gıda arzında 'güvenli liman' olma şansı var
ABD, İsrail ve İran ekseninde tırmanan bu sıcak çatışma süreci, küresel gıda ve gübre ticaret yollarını da sarsarak, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün de tabiriyle ‘sistematik bir şok’ yaratmış durumda. Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün 2025 yılı verilerine göre toplam ihracatının yüzde 32,6’sını oluşturan Ortadoğu pazarı, coğrafi yakınlık ve yerleşik ticari bağlarımız nedeniyle bu jeopolitik riskin tam merkezinde bulunuyor.

Ahmet Tiryakioğlu / TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri
Kısa vadede sevkiyat sürelerinin uzaması, tahsilat dengelerinde belirsizlik ve siparişlerde temkinli bir yavaşlama görülmesinin olası olduğunu belirten TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, “Ancak Türkiye; güçlü sanayi altyapısı, yüksek ham madde işleme kapasitesi ve Avrupa standartlarındaki üretim tesisleri sayesinde, bu tür kriz anlarında bölgenin gıda arz güvenliğini sağlayan vazgeçilmez bir ‘güvenli liman’ pozisyonunda” değerlendirmesinde bulunuyor. Tiryakioğlu, yaşanan bu zorlu süreçte sergilenen tedarik sürekliliği ve disiplinli operasyonel kabiliyetin, orta ve uzun vadede küresel alıcılar nezdinde Türkiye’ye olan güveni pekiştireceğine, müşteri sadakatini artırarak bizi kilit bir üretim ve tedarik merkezi olarak daha yukarı taşıyacağı görüşünde.

Kazım Taycı / İhbir
2026 yılında dört farklı kıtada düzenlenecek milli katılım organizasyonları, alım ve ticaret heyetleri ile UR-GE projeleri kapsamında sektörü tanıtmaya devam edeceklerini söyleyen İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı ise “ABD’de her yıl yüzde 20’nin üzerinde büyüme sağlıyoruz. Önümüzdeki dönemde ABD pazarına özel bir önem vererek ihracat rakamlarımızı daha da artırmayı hedefliyoruz” diyor.

Kutlu Karavelioğlu / Makine İhracatçıları Birliği
Makine
Çin tehdidine karşı ana pazarlarda direnecek
Küresel makine ihracatının yüzde 12,6 artışla 3 trilyon dolara yükseldiği ve dünya genelinde fiyat artışlarının devam ettiği bu dönemde, yerli makine sektörü Avrupa’da derinliğini artırmayı, ABD’ye ihracatta yakaladığı yüzde 57,6’lık rekor artışa yaklaşmayı ve Almanya gibi dev pazarlardaki mevcut payını korumayı hedefliyor. Sektörün 2025’te dezenflasyon sürecinin getirdiği maliyet baskılarını katma değerli üretimle göğüslediğini belirten Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, “Uluslararası gerginliklerin artması, tahkim edici kurumların aşınması ve Çin kaynaklı haksız rekabet gibi risklerin yeni yıla taşınmış olması sebebiyle; 2026’nın özellikle ilk yarısının kârlılık, nakit akışı ve sipariş sürekliliği açısından firmalarımız için hayli zorlayıcı bir dönem olacağı gerçeğini göz ardı etmiyoruz” diyor. Kutlu Karavelioğlu, tüm hedeflerin sürdürülebilirliği için iç pazardaki kapasite kullanım oranlarını yüzde 63’lü seviyelere gerileten ve yerli üretimi tehdit eden hormonlu Çin mallarına karşı; Batı dünyasının adil ve karşılıklı ticaret nosyonu çerçevesinde uyguladığına benzer ilave gümrük vergilerinin hayata geçirilmesini gerektiğini vurguluyor. Karavelioğlu, teknoloji ekosisteminin bekası adına bunun kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu söylüyor.

Ahmet Öksüz / İTHİB
Tekstil
Avrupa pazarındaki daralma belirleyici olacak
Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden tekstil, 2026 yılına temkinli bir başlangıç yaptı. Küresel talepteki dalgalanma, maliyet baskısı ve Avrupa pazarındaki daralma gibi unsurlar, sektör açısından belirleyici olmaya devam ediyor. İhracatçılar bu süreçte stratejisini; yakın coğrafyada güçlü ve esnek üretim kabiliyetini daha etkin kullanmak, Avrupa başta olmak üzere ana pazarlardaki konumu güçlendirmek ve yeni pazarlarda varlığını artırmak üzerine kurguluyor. Savaş ortamının özellikle enerji ve lojistik maliyetleri üzerinden sektörün üzerinde baskı oluşturduğunu söyleyen İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Öksüz, “Artan petrol fiyatları ve kritik geçiş noktalarındaki aksaklıklar, ham madde ve nakliye maliyetlerini yukarı çekerek üretim süreçlerini doğrudan etkiliyor” diyor. Bununla birlikte, bu tür kriz dönemlerinde küresel alıcıların tedarik zincirlerini yeniden yapılandırması Türkiye için fırsat kapısı açabilir. Kısa vadede maliyet baskıları hissedilse de orta vadede siparişlerin Türkiye’ye yönelmesi açısından önemli fırsatlar oluşabileceğini söyleyen Öksüz, Türkiye’nin her kriz anında olduğu gibi küresel tedarik zincirinin güvenli limanı olmaya devam ettiğini vurguluyor.

Ahmet Güleç / Mosfed
Mobilya
En büyük koz 200'ü aşkın ülkeye ihracat
Türkiye mobilya sektörü, dünya ihracatındaki payını binde 3 seviyelerinden yüzde 2’ye çıkararak stratejik bir dönüşüm gerçekleştiriyor. Sektör, 2025 yılını 4,6 milyar dolar ihracatla kapatırken, 2026 yılında bu rakamı daha yukarı taşımayı ve birim fiyatı katma değerli üretimle artırmayı hedefliyor. Bölgesel gerilimlerin gölgesinde şekillenen küresel ticareti değerlendiren Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, Türk mobilya sektörünün 200’ü aşkın ülkeye yayılan pazar çeşitliliğinin en büyük dayanıklılık unsuru olduğunu belirtiyor. Güleç, Türkiye’nin konumunu şu sözlerle özetliyor: “Sektörümüzdeki yüzde 80 yerlilik oranı, küresel kriz dönemlerinde dahi üretim sürekliliğimizi korumamızı sağlayarak Türkiye’yi güvenilir ve alternatif bir tedarik merkezi haline getiriyor.”
Avrupa ve Ortadoğu’daki gücünü koruyan sektör; ABD, Afrika ve Körfez bölgesini yüksek potansiyelli hedef pazarlar olarak görüyor. Bu doğrultuda 2026 yılı stratejisini beş ana başlıkta toplayan Güleç, bu başlıkları; katma değerli ve tasarım odaklı üretimin artırılması, markalaşmanın güçlendirilmesi, ihracat pazarlarının dengelenmesi, sürdürülebilir üretim modellerine geçiş ve dijitalleşme olarak sıralıyor.
Mücevher
Hedef altın ticaretinin merkezi olmak
Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde yaşanan savaşın belki de en derinden etkilediği sektör, mücevher sektörü olacak. Zira toplam ihracatın yüzde 43’ü bölgedeki 18 ülkeye gerçekleştiriliyor. Sektör temsilcileri, 2025 yılında 7,9 milyar dolar olarak gerçekleşen ihracatın İran savaşı nedeniyle 2026 yılında 4 milyar dolara kadar düşebileceğini kaydediyor. Mücevher İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Ayhan Güner, 2025 yılında yapılan 7 milyar 905 milyon dolarlık ihracatın 3 milyar 384 milyon dolarlık kısmının yani yüzde 43’ünün 18 bölge ülkesine yapıldığına işaret ediyor.
Mücevher sektörünün küresel ve bölgesel sorunlar nedeniyle sürekli yeni pazarlar arayışında olduğunu belirten Güner, başta Güney Amerika ve Uzak Doğu olmak üzere sektörün yeni pazar arayışını sürdürdüğünü söylüyor. Pek çok saldırıya maruz kalan Dubai’nin dünya altın ticaretinin yüzde 20’sinin gerçekleştiği bir merkez olduğunu belirten Güner, İstanbul gerek Altın Borsası gerekse Elmas Borsası ile ve rafineri kapasitesiyle bu anlamda doğan boşluğa talip olabilir. Buna uygun düzenlemeleri yaparak İstanbul’u altın ve mücevher ticaretinin merkezi haline getirebiliriz” diye konuşuyor.

Tunç Korun / İSKİD
İklimlendirme
Savaş sonrası talepler artacak
İran’da yaşanan savaşın Türkiye’nin iklimlendirme (HVAC&R) ürünleri ihracatına etkisi, kısa vadede maliyet artışları ve bölgesel talep daralması nedeniyle olumsuz yönde hissedileceği öngörülüyor. Sektör; enerji ve ham madde fiyatlarındaki yükselişin, üretim maliyetlerini artırarak firmaların rekabet gücünü zorlayabileceğini; lojistikte yaşanan aksaklıkların da teslim süreleri ve navlun maliyetleri üzerinde baskı oluşturacağını düşünüyor. Buna karşın, orta ve uzun vadede küresel tedarik zincirlerinde yaşanabilecek yön değişiminin ve Avrupa pazarının alternatif tedarikçilere yönelme ihtimalinin Türkiye için önemli fırsatlar yaratabileceği üzerinde duruluyor. Mevcut risklerin zamanla rekabet avantajına dönüşmesinin mümkün göründüğünü söyleyen İklimlendirme, Soğutma, Klima İmalatçıları Derneği (İSKİD) Başkanı Tunç Korun, “Savaş sonrası Ortadoğu ülkelerinde oluşacak talepler uzun vadede Türkiye iklimlendirme sektörünün ihracatına olumlu olarak yansıyabilir” diyor.

Eyüp Batal / İMİB
Madencilik
Uluslararası marka değerine odaklanacak
Küresel jeopolitik risklerin arttığı ve ticaret rotalarının yeniden şekillendiği bu dönemde, Türkiye madencilik sektörü de maliyet yönetimiyle ayakta kalmayı hedefliyor. İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Batal, Türkiye için temel risk, arz kesintisinden çok maliyet artışı kaynaklı rekabet kaybıdır” diyor.
2026 yılı stratejilerinde ham madde ihracatından ziyade marka değerine odaklandıklarını belirten Batal, yeni yol haritasını şu sözlerle çiziyor: “Öncelikli hedefimiz, sadece ham madde üretmek ve ihraç etmek değil; katma değeri yüksek, tasarımla zenginleşmiş ve küresel rekabette uluslararası marka değeri olan ürünler ortaya koymak. Miktar odaklı değil, değer odaklı bir ihracat yaklaşımını tüm madencilik sektörümüze yaygınlaştırmayı en önemli unsur olarak görüyoruz.”

Erdem Çenesiz / Cam, Çimento, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği
Cam, çimento, seramik ve toprak ürünleri
Körfez ve Ortadoğu'da payını artıracak
Ortadoğu ve Körfez bölgesine önemli oranda ihracat yapan bir diğer sektör de cam, çimento, seramik ve toprak ürünleri sektörü. Hem bölgede hem küresel çaptaki tedarik zincirlerindeki kaymaları yakından takip ettiklerini kaydeden Cam, Çimento, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Erdem Çenesiz, “Sektör olarak Körfez Bölgesi ve çevre coğrafyalardaki olası üretim kesintilerini ve tedarik açıklarını en hızlı şekilde kapatabilecek yegâne güce sahibiz” diyor. Öte yandan Avrupa Birliği, ABD ve Birleşik Krallık gibi çok güçlü olduğumuz geleneksel pazarlardaki derinliğimizi artıracağız” diye konuşuyor.


İhracatçılardan 6 acil talep
- Enerji maliyeti baskısını hafifletecek acil tedbirler alınmalı
- Dahilde İşleme İzin Belgesi süreleri uzatılmalı
- Limanlarda bekleyen konteynerlerin ardiye ücretleri düşürülmeli
- İhracat kredi mekanizmaları genişletilmeli
- Yenilenebilir enerji kapasitesi agresif bir şekilde artırılmalı
- Enflasyonla kur arasındaki korelasyon sağlanmalı

Mustafa Gültepe / Türkiye İhracatçılar Mecisi (TİM) Başkanı
“Ticaret diplomasisi faaliyetlerini artıracağız”
“Savaşın ihracatımız üzerinde olumsuz yansımalarını daha ilk ayda derinden yaşadık. Savaşla birlikte enerji, lojistik ve ham madde maliyetlerimiz artmaya başladı. Diğer taraftan mart ayında Körfez ülkelerine ihracatımız yüzde 37 düşüşle 1 milyar 371 milyon dolara geriledi. Sadece bir ayda bölge ülkelerine ihracatta 815 milyon dolarlık kaybımız var. Savaş uzadıkça bu kaybın daha da artacağını söyleyebilirim. Diğer taraftan savaşın uzaması durumunda lojistik maliyetlerindeki artışa paralel olarak Türkiye, yakından tedarik avantajıyla öne çıkabilir. Pandemi dönemi kadar olmasa da Asya’daki siparişlerin bir kısmı ülkemize gelebilir. Öncelikli olarak, geleneksel ve güçlü olduğumuz Avrupa pazarındaki konumumuzu korurken, özellikle Ortadoğu, ABD, Afrika, Uzak Doğu ve Latin Amerika gibi pazarlarda daha etkin bir varlık hedefliyoruz. Bu bölgelerde ticaret diplomasisi faaliyetlerini artırarak, yeni iş birlikleri ve uzun vadeli ticari ilişkiler kurmayı önemsiyoruz. Son dört yıldır heyet programlarına çok daha fazla ağırlık veriyoruz. 2025’te ihracatçı birliklerimizle 200’e yakın ticaret heyeti gerçekleştirdik. Sadece TİM’in düzenlediği 32 heyet programında 546 firmamızı 31 ülkede 4 bine yakın alıcı ile bir araya getirdik. Bu yıl 200’ü aşkın heyet düzenleyeceğiz. Bir başka ifade ile her ay ortalama 17 heyet programı gerçekleştireceğiz.”

Süleyman Sönmez / Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Başkanı
“Tedarik zincirleri yeniden yapılanıyor”
“Bu savaşın kalıcı yapısal sonuçları olacak. Uzun vadeli etkilere bakarsak üç temel değişim öne çıkıyor. Birincisi, enerji kaynak çeşitlendirmesi artık lüks değil, ihracat rekabetçiliğinin ön koşulu haline geldi, bu devam edecek. İkincisi, küresel tedarik zincirleri yeniden yapılanıyor; yakından tedarik (nearshoring) ve dost-müttefik ülkelerden tedarik (friendshoring) hızlanıyor ve bu Türkiye için büyük bir fırsat. Üçüncüsü, Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasındaki köprü konumu, her krizde yeniden değer kazanıyor. Ceyhan Limanı üzerinden Irak-Kerkük petrolünün ihracatına başlanması, bu coğrafi avantajın en taze kanıtı. Enerji, Türkiye’nin Aşil topuğudur. Yıllık 65 milyar dolarlık enerji ithal faturamız var; petrolde her 10 dolarlık artış cari açığımıza 4,5 ila 5 milyar dolar ek yük bindiriyor. Kısa vadede, ihracatçının enerji maliyeti baskısını hafifletecek acil tedbirler gerekiyor. Dahilde İşleme İzin Belgesi sürelerinin uzatılması, limanlarda bekleyen konteynerlerin ardiye ücretlerinin düşürülmesi ve ihracat kredi mekanizmalarının genişletilmesi gibi adımlar, firmaların nefes almasını sağlayacaktır.”

Şekib Avdagiç / İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı
“Zorlu koşullarda esnek üretim yapabiliriz”
“Türkiye’nin ihracatının ekonomik büyümeye katkısı beş çeyrektir negatif. Döviz kuru ile enflasyon arasındaki korelasyonu çok önemsiyoruz. Enflasyonla kur arasındaki korelasyon sağlanmalı diyoruz. Petrol fiyatları kaynaklı maliyet artışı, fuar katılımlarında düşüş ve turizmde dönemsel rezervasyon iptalleri olsa dahi, savaş sona erip barış sağlandığında Türkiye’nin coğrafi avantajı devreye girecektir. İran’a yönelik ambargoların kaldırılması halinde Türk iş dünyasının kültürel yakınlık ve komşuluk ilişkisi içinde İran’la yeni bir dönemi başlatabilir. Genellikle bu tür gerginliklerde Türkiye’nin dezavantajları kadar yeni pozitif pozisyonlar da öne çıkıyor. Türkiye’nin zorlu koşullarda esnek üretim kabiliyeti var. Bu çeviklik konusunda Ortadoğu’da, Afrika’da kimse elimize su dökemez. Uzakdoğu’dan malların gelme süresi ve gelme maliyeti arttı. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde birçok firma, oradan tedarik edemediği yedek parçayı Türkiye’den tedarik etmek için bir çalışma yapabilir. Savaşın makul bir sürede sona ermesi halinde turizm sektörü de hızla toparlayabilir, hatta rekabet ettiği ülkeler arasında öne çıkabilir.”

Burhan Özdemir / Müstakil Sanayici ve İş Adamları Der. (MÜSİAD) Başkanı
“Türkiye’nin öne çıkma fırsatı var”
“ABD ve İsrail’in Ortadoğu operasyonları, bölge ekonomilerini aylık yaklaşık 194 milyar dolar kayba uğratıyor. Basra Körfezi’nden günlük petrol akışının yüzde 90’ın üzerinde azalması, tarihin en büyük petrol arz şoklarından biri olarak kaydedildi ve Brent petrol fiyatları 100 dolar/bbl seviyesini aştı. Enerji maliyetleri ve lojistik riskler yükselirken, Irak, Lübnan ve Körfez ülkelerindeki ekonomik daralma Türkiye’nin tüketici ve ara malı ihracatını baskılıyor. Sonuç olarak, enerji yoğun ihracat sektörlerinde maliyetler yükseliyor ve rekabet gücü zayıflıyor. Ancak kriz sadece tehdit oluşturmuyor; aynı zamanda fırsatları da içinde barındırıyor. Türkiye, coğrafi konumu sayesinde bu kriz ortamında öne çıkma fırsatına sahip. Avrupa ve Asya’ya yakınlığı, esnek lojistik altyapısıyla birleştiğinde, savaş ve tedarik zinciri aksaklıklarının oluşturduğu boşluklarda kritik pazarlarda sahneyi devralmasını sağlıyor. Doğru strateji ve sektör seçimiyle pazar payı artırmak mümkün. Savunma sanayi, temel tüketim ürünleri ve tarım, enerji dalgalanmalarına duyarsız, talebi nispeten istikrarlı alanlar olarak öne çıkıyor.”