Ülkenin gündemi bu kadar karışık ve çelişkilerle dolu olunca, politikacılar, yazarlar ve sanatçılar birer popüler deyim üreticisi olup çıkıyorlar. Dolayısıyla da bu deyimler gündemi belirlemekle kalmayıp, yaşanılanları anlatmakta tam hedefi vuruyor.
Ekonomist’in 29 Mart - 11 Nisan 2026 tarihli sayısından
Tabii peşi sıra da gündeme düşen kavramlar, uydurulan söz ya da yakıştırmalar halk dilinin parçası olup çıkıyor. Hafızanızı şöyle bir yoklayın ve bugüne kadar en popüler sözcüklerin patenti kime ait hatırlamaya çalışın. Size ipucu olması açısından da şimdi vereceğim örneklere de bir göz atın. Bu sözler, sadece politik mesajlar değil; aynı zamanda kolektif hafızayı şekillendiren kültürel semboller. Atatürk’ün sözleri ulusal kimliği, Demirel’in sözleri pragmatizmi, Ecevit’in sözleri halkçılığı, Erdoğan’ın sözleri ise güçlü liderlik imajını temsil eder. Nasıl mı? Mustafa Kemal Atatürk, “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kazanılan zaferler devamlı olamaz. Ekonomi demek, her şey demektir” cümlesiyle ekonomiyi bağımsızlığın temeli olarak görür.

Süleyman Demirel
Buna karşın Süleyman Demirel, “Benzin vardı da biz mi içtik?” diyerek 1970’lerdeki petrol krizine mizahi yaklaşımı ya da “Dün dündür, bugün bugündür” Sözüyle ekonomik pragmatizmin örneklerini sergilemişti. Turgut Özal ise “Çağ atlatacağız” sloganıyla liberal ekonomi politikalarının mesajını, “Türkiye’nin önü açık” söylemiyle serbest piyasa vizyonunu yansıtmıştı. Halen Türk ekonomisinin kaptan köşkünde oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın diline pelesenk olan “Faiz sebep, enflasyon neticedir” cümlesi ise son yıllarda ekonomi politikalarının en tartışmalı söylemi olup çıktı.

Tayyip Erdoğan
- Dillere pelesenk olmuş sözler
AK Parti döneminde özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde bazı sözcükler ve ifadeler çok popüler hale geldi, hatta siyasi söylemin sembolleri oldu. AKP’nin demokrasi vurgusunda sıkça kullanılan bir kavram “milli irade”, askerî ve bürokratik müdahalelere karşı kullanılan bir söylem “vesayet”, açılım – Kürt açılımı, Erdoğan’ın meydan konuşmalarında rakiplerine hitap ederken kullandığı ünlü sesleniş “Eyyy”, sert çıkışların öncesinde “kimse kusura bakmasın”, iş dünyasına yönelik sözlerinden biri, “bitaraf olan bertaraf olur”, çiftçiye hitaben söylenen ve hafızalara kazınan çıkışı “ananı da al git”, ekonomi yönetimindeki “faiz sebep, enflasyon sonuç” ve vesayetle paralel “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” lafı halen akıllarda kalıcı yerini koruyor.

Bülent Ecevit
Evet, diğer parti liderlerinin de zaman içinde dillere pelesenk olmuş sözleri var. Bunlar hem siyasi söylemin bir parçası oldu hem de sosyal medyada sıkça tekrarlandı. İşte bazı örnekler:
Kemal Kılıçdaroğlu: “Bay Kemal” - Erdoğan’ın eleştirisiyle ortaya çıktı, Kılıçdaroğlu bunu sahiplenerek bir kimlik haline getirdi.
Özgür Özel: “Sokakta siyaset” - Genel başkan olduktan sonra sıkça kullandığı, CHP’nin halkla doğrudan temasını vurgulayan ifade.
Devlet Bahçeli’nin erken seçim çağrılarında sıkça kullandığı kalıp: “Seçim olacaksa hodri meydan”
Gulu gulu dansından motivasyona...
Mehmet Ağar’ın kullandığı “Derin Devlet”
Emekli Orgeneral Çevik Bir’in “Demokrasiye balans ayarı”
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Verdimse ben verdim”

Tansu Çiller
Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde “Ya bitecek ya bitecek”
MSP Genel Başkanı iken Necmettin Erbakan’ın “Batı Kulübü” ve “Gulu gulu dansı”
Turgut Özal’ın “Orta Direk”
Demirel’e atfedilen “Bir bilen” in hemen ardından Bülent Ecevit için de “Bir bölen” adının verilmesi…
Tüm bu bilgiler ışığında son değerlendirmeye gelirsek; Mustafa Kemal Atatürk, ekonomiyi bağımsızlığın temeli olarak görmüştü. Süleyman Demirel kriz dönemlerinde halk diline yakın, pragmatik söylemleri tercih etmişti. Turgut Özal ise liberal ekonomi ve modernleşme vizyonu sergilemişti. Bülent Ecevit, sosyal adalet ve üretici odaklı yaklaşımı ile “Karaoğlan” lakabıyla halk arasında sevgiyle anılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’a gelecek olursak, faiz ve enflasyon üzerine tartışmalı tezleriyle gündemde kalmaya devam edeceğe benzer. Gelelim sonuca: Her deyim sahibiyle beraber anılıp, hafızalara kazınıyor; ama söz kalıyor kelamı eden kaybolup gidiyor. Kısa bir hatırlatma yapmak istedim de.

Ata’nın mirası üç havuz kapılarını halka kapadı
Bir dönem Atamızın içinde yüzdüğü, hatta sandal koydurtup kürek çektiği havuzlar zaman içinde halkın malı olacağına, bazı kurumların malı oldu. Öyle ki yüzme havuzuna dönüşen bir kısmı zamanla kapılarını halka kapadı.
Marmara, Karadeniz ve Akdeniz Havuzları… Atatürk’ün Ankara’nın çorak topraklarını yeşertmek için kurduğu Orman Çiftliği’nde tarım yapabilmek için yaptırdığı üç sulama havuzu… 5 Mayıs 1925 tarihinde kurulan Orman Çiftliği’nde su ihtiyacını karşılayabilmek için yapılan havuzların ikisi, Atatürk’ün isteği üzerine Karadeniz ve Marmara Havuzları, Karadeniz ve Marmara Denizi haritası şeklinde hazırlandı. Karadeniz ve Marmara havuzlarından sonra yapılan bir başka havuza ise, Akdeniz adı verildi. Bu üç sembol havuz, bugün MİT Müsteşarlığı, Devlet Mezarlığı ve Gençlerbirliği Tesisleri’ne kiraya verilen alanlar içinde bulunuyor. Bir dönem, Atamızın içinde yüzdüğü, hatta sandal koydurtup kürek çektiği havuzlar zaman içinde halkın malı olacağına, bazı kurumların malı oldu. Öyle ki yüzme havuzuna dönüşen bir kısmı zamanla kapılarını halka kapadı.
- MİT’ten Adalet Bakanlığına geçti ama…
Atatürk’ün Atatürk Orman Çiftliği’ni 11 Mayıs 1937 yılında içerisindeki köşklerle birlikte millete armağan etmesinin ardından, havuzlar çiftliğin başka kurumlara kiralanan alanları içinde kaldı. Akdeniz Havuzu 1956 yılında Türkiye Jokey Kulübü’ne kiralanan alan içinde, Marmara Havuzu 1965 yılında MİT Müsteşarlığı’na kiralanan alan içindeydi. MİT başka bir bölgeye taşınınca Adalet Bakanlığı’na devredildi. İlginçtir, havuzun geleceği hakkında kamuya açık bilgi yok. Olası Senaryo: Arazi Adalet Bakanlığı’nın kullanımına geçtiği için havuzun korunmuş, kapatılmış veya başka bir amaçla dönüştürülmüş olabileceği düşünülüyor. Ancak resmî açıklama yapılmadığı için kesinlik yok.
Karadeniz Havuzu ise Devlet Mezarlığı olarak Millî Savunma Bakanlığı’na kiralanan alan içinde kalarak Atatürk Orman Çiftliği alanından çıktı. Mimarlarına ait kayıt bulunmayan havuzlardan ilki, Atatürk’ün isteği üzerine Marmara Denizi haritası şeklinde tasarlandı ve Marmara Havuzu adını aldı. Marmara Havuzu 7 Haziran 1925 tarihinde kullanıma açıldı. Ardından yapılan Karadeniz Havuzu ise hem sulama hem yüzme havuzu olarak hazırlandı. Karadeniz haritası olarak tasarlanan havuzun Azak Denizi bölümü, çocuklar düşünülerek sığ yapıldı. Havuzun kalan kısmında ise 2-2,5 metre derinliğinde ve 5 metre derinliğinde alanlar da bulunuyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu havuzun kenarında bir de tramplen bulunuyordu. 1931 yılında yapılan Karadeniz Havuzu, bugün Devlet Mezarlığı’nın dinlenme alanı içinde süs havuzu olarak değerlendiriliyor.
- Akdeniz’in şekli yok, adı var
Bu iki havuzun ardından bir sulama havuzu daha yapıldı. Bu havuz, Akdeniz haritası şeklinde tasarlanmadığı halde, Akdeniz Havuzu olarak adlandırıldı. Sonradan yapılan havuza da Atatürk Orman Çiftliği içinde Marmara ve Karadeniz havuzları bulunduğu düşünülerek Akdeniz Havuzu adı verildi. Akdeniz Havuzu, Gençler Birliği’ne kiralanan alan içinde yer alıyor. Yalnızca sulama amacıyla yapılan havuz, Atatürk’ün vasiyeti doğrultusunda yapılan restorasyon çalışmasının ardından, bugün yüzme havuzu olarak kullanılıyor.
Kısacası Atamızdan tüm Türk halkına miras kalan bu havuzları vatandaşın kullanımına açamaz mıyız? Yüzülmese bile, gezilmesi ve görülmesi sağlanamaz mı? Dahası oburca tüketilen çiftlik arazisi rahat bırakılamaz mı?