Donald Trump’ın ABD’deki ikinci başkanlık dönemi, küresel ticarette İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan düzeni tehdit eder hale geldi. ABD ile Avrupa Birliği arasında Ukrayna’dan Grönland’a, göçmen politikalarından gümrük vergilerine kadar pek çok stratejik başlıkta derin görüş ayrılıkları ortaya çıkmış durumda.
Ekonomist’in 01-14 Mart 2026 tarihli sayısından
ABD’nin askeri ve ekonomik anlamda Avrupa’nın arkasından çekilmesi, yaşlı kıtayı yeni iş birliklerine yöneltiyor. Güney Amerika ülkelerinin kurduğu MERCOSUR bölgesi ve Hindistan ile yapılan serbest ticaret anlaşmaları, AB’nin dış ticarette yeni bir sayfa açtığının göstergesi. Almanya Şansölyesi Frederic Merz’in geçen hafta gerçekleştirdiği Çin ziyareti de yeni ticari partnerliklerin bir devamı niteliğinde.
Tüm bu tablo karşısında, dış ticaretinin yüzde 36’sını, ihracatının ise yüzde 42’sini AB pazarına gerçekleştiren Türkiye’nin nasıl pozisyon alacağı hayati bir önem arz ediyor. 30 yıldır yürürlükteki Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi talebi hala AB kurumları tarafından olumlu karşılık bulmazken, yapılan yeni STA’lardan tek taraflı olarak olumsuz etkilenecek olan Türkiye’nin AB ile kurduğu stratejik ticari bağların geleceğine dair endişeler artıyor. Yaşanan bu sürecin Türkiye’ye ve dünya ticaretine olası etkilerini Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Ticaret Çalışmaları Merkez Direktörü Bozkurt Aran ile konuştuk. Sorularımız ve aldığımız yanıtlar şöyle:
2026’nın ilk iki ayına baktığımızda, sizce küresel ticaret düzeni nasıl bir dönemden geçiyor?
Küresel ticaret düzeninin belirsizliklerle yüklü olduğu, kurallı ticaretin sorgulandığı ve jeopolitik risklerin öne çıktığı bir dönemdeyiz. İlginç olan, yaşanan gelişmelerin sadece birkaç ay içinde gerçekleşmiş olmasına rağmen sonuçlarının uzun vadeli olacağı hususudur. Bu gelişmeleri şöyle özetleyebiliriz: ABD’nin Kanada’ya Çin ile yaptığı sınırlı düzenlemeye karşı sert ve asimetrik bir baskı dili kullanması, ABD’nin Güney Kore’ye ticaret ilişkilerinde yeni açılımlar için baskı yapması, ABD-AB ticaret çerçevesinin henüz bağlayıcı bir anlaşmaya dönüşmemesi ve AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın sonuçlandırılması... Bunlar tesadüfi gelişmeler olarak okunmamalıdır. Bu tablo, bir taraftan büyük güçler arasındaki rekabetin derinleştiğini diğer yandan ise orta ve yükselen güçlerin ticaret diplomasisini yeniden şekillenmesinde etkinleştiğini gösteriyor. Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, küresel ticaret sisteminin çok taraflı kurallardan tamamen kopmadığı ancak fiiliyatta daha parçalı, güç temelli bir yapıya doğru evirildiği görülüyor.
ABD’de Yüksek Mahkeme, Trump’ın uyguladığı gümrük duvarlarını iptal etti. Buna karşı Trump, yeni bir gümrük vergisi paketi açıkladı. Bu açıdan bakılınca, NATO merkezli batı ittifakının temelini oluşturan ABD-AB ilişkileri nereye gidiyor?
ABD ile Avrupa Birliği arasındaki ticari ilişkiler, küresel ticaret sisteminin omurgalarından birini oluşturmaya devam ediyor. Buna rağmen, son dönemde taraflar arasında dile getirilen “ticaret çerçevesi” söyleminin, somut ve bağlayıcı bir anlaşmaya dönüşmemesi dikkat çekiyor. Taraflar arasında düzenli diyalog mekanizmaları ve siyasi niyet beyanları bulunsa da tarifeler, sübvansiyonlar ve sanayi politikaları alanında kalıcı bir uzlaşma sağlanabilmiş değil. Bu tablo, tarafların ortak değerler söylemine rağmen, ekonomik alanda giderek daha korumacı refleksler geliştirdiğini gösteriyor. ABD–AB hattındaki bu belirsizlik, küresel ticaret açısından da kritik sonuçlar doğuruyor.
Küresel ticaret anlamında son dönemdeki en ciddi gelişme sizce nedir?
AB ile Hindistan arasında sonuçlandırılan Serbest Ticaret Anlaşması (STA), son dönemin en dikkat çekici ticari gelişmelerinden biri. Küresel ticaretin son dönemde durgunluk, korumacılık ve jeopolitik gerilimlerle şekillendiği bir ortamda, Avrupa Birliği ile Hindistan arasında 2007 yılından bu yana müzakere edilen serbest ticaret anlaşması, 2026 yılının ilk ayında tamamlandı. Avrupa Birliği–Hindistan STA’sı, küresel nüfusun yaklaşık yüzde 25’ini kapsayan geniş bir ekonomik alan yaratıyor. Bu anlaşma, sadece gümrük tarifelerinin indirilmesine yönelik klasik bir ticaret düzenlemesi olarak değil, AB’nin Asya’daki jeopolitik varlığını güçlendirmeyi amaçlayan stratejik bir adım olarak değerlendirilmeli. Hindistan açısından ise bu anlaşma, küresel tedarik zincirlerinde daha merkezi bir konuma yükselme hedefiyle örtüşüyor.
Peki Türkiye açısından baktığımızda, bu gelişmeler ne anlama geliyor?
Türkiye açısından bu tablo hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Gümrük Birliği’nin güncellenememesi durumunda Türkiye’nin AB-Hindistan gibi yeni nesil anlaşmalar karşısında göreli konum kaybı riski artarken, öte yandan çoklu ticaret diplomasisinin etkin kullanımı, Türkiye’nin orta güçler arasında manevra alanını genişletebilecek unsurlar sunuyor. Önümüzdeki dönemde, Türkiye’nin bu yeni jeopolitik denklemi ne ölçüde proaktif ve stratejik bir yaklaşımla okuyabileceği belirleyici olacaktır. Ayrıca AB-Hindistan STA’sı, Türkiye bakımından önemli sonuçlar doğuracak nitelikte. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği ilişkisi nedeniyle söz konusu anlaşmadan dolaylı ancak asimetrik biçimde etkilenecektir.
‘Türkiye asimetrik biçimde etkilenecek’ derken, tam olarak neyi kastediyorsunuz?
İlk aşamada Türkiye açısından ilave külfetler doğurması beklenen bu süreçte, Türkiye AB’nin STA imzaladığı üçüncü ülkelere pazarını fiilen açacak; buna karşılık bu ülkelerle karşılıklı tercihli erişim imkanı elde edemeyecek. Öte yandan Türkiye’nin, AB standartlarıyla uyumlu üretim kabiliyetini geliştirmiş olması, akreditasyon alanında altyapısı bulunması, coğrafi yakınlığının tedarik kolaylığı sağlaması ve Sınırda Karbon Düzenlemesi’ne yönelik hazırlıklar yapmış olması yapısal konularda bazı avantajları olduğuna işaret ediyor. Bu çerçevede Türkiye için çok taraflı ticaret sistemi içinde kalmak, sektör bazlı iş birliklerini ön plana çıkarmak ve jeopolitik belirsizliklere karşı esnekliği koruyan bir ticaret diplomasisi izlemek rasyonel bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Özellikle Türkiye iş dünyası, AB’nin imzaladığı yeni STA’lardan ciddi bir endişe duyuyor. Bu noktada Türkiye’nin Gümrük Birliği güncellenmesine ilişkin talepleri de henüz karşılanmış değil. Gümrük Birliği’nin miadı doldu mu?
İş dünyamızda söz konusu endişenin nedeni, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği’ni tamamlayan 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 16. maddesinde yer alan hükümdü. Bu madde gereğince Türkiye, AB’nin ortak ticaret politikasına ve dolayısıyla AB ile üçüncü ülkeler arasında yapılan STA’lara uyum sağlama yükümlülüğünü üstleniyor. Ancak bu kararların şekillendiği platformlara gözlemci olarak bile katılamıyor. AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı ülkelerle Türkiye’nin benzer anlaşmaları imzalaması zaman aldığı için STA imzalanana kadar söz konusu üçüncü ülkelerin anlaşma kapsamındaki ürünleri AB pazarına düşük gümrük tarifeleriyle girebiliyor. Bu durum Türkiye’nin AB pazarındaki rekabet gücünü zayıflatıyor.
"Gümrük Birliği yerine STA doğru olmaz”
“AB’nin özellikle de Hindistan ile STA imzalamasının ardından basında ve sosyal medyada bunun Türkiye’yi olumsuz etkilememesi için AB ile Gümrük Birliği’nden çıkılarak bir STA imzalanması gerektiğini savunanlar oldu. Bunu savunanların böyle bir adımın Türkiye için ne kadar sakıncalı olduğunu değerlendirmedikleri kanısı çok yaygın. Türkiye, Gümrük Birliği’nden çıkarak henüz AB mevzuatı haline gelmemiş olsa bile şu anda AB’nin ve dolayısıyla Türkiye’nin gündeminde olan ‘Made In Europe’ kapsamında AB’ye ihraç ettiği ürünlerin AB kamu alımlarından dışlanmasına yol açabilir.”