Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden, Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) 16. Genel Kurulu kapsamında AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin rüzgarda elektriksel kurulu gücünün 14 bin 700 megavatı, mekanik kurulu gücünün 15 bin megavatı aştığını söyledi.
Geçen yılın rüzgar enerjisi yatırımlarında izin süreçleri ve yeni projeler için hazırlık yılı olarak kayıtlara geçtiğini belirten Erden, "Bir yılda yaklaşık 2 bin megavatlık kurulumla son 15 yılın en güçlü performansı gerçekleşti. 2026'yı ise rüzgar santrallerini devreye alma, ilk depolamalı tesisleri hayata geçirme ve sanayide somut sonuçlar görme yılı olarak öngörüyoruz." diye konuştu.
"Yenilenebilir enerji yatırımları rekabetçi hale geldi"
Erden, dünya genelinde yenilenebilir enerji projelerinde finansmanla ilgili sorun olduğunu ancak Türkiye'de ortaya konulan hedefler ve tamamlanan projelerle yatırımların öngörülebilirliğinin sağlanmaya çalışıldığını kaydetti.
Yenilenebilir enerji yatırımlarının 2010'lara kadar "alternatif enerji" olarak ve bazen de sosyal sorumluluk kavramı gibi görüldüğünü ancak günümüzde hükümetlerin enerji ve iklim değişikliği politikalarıyla temiz enerjinin uluslararası bir gerçek olarak kabul edildiğini vurgulayan Erden, şöyle devam etti:
"Paris Anlaşması ile yenilenebilir enerjinin konumu değişti. İklim değişikliği ile enerjide arz güvenliği ve bağımsızlık konuları gündeme geldi. Orta Doğu'daki çatışmalar, Rusya-Ukrayna Savaşı, Uzak Doğu'daki gerilimler, son olarak Venezuela'nın durumu enerjinin sürdürülebilir olması gerektiği ve her ülke için önemli olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Enerji bağımsızlığı, enerjide arzın güvenliği konuları da tekrar vurgulandı. Tüm bu olgular yenilenebilir enerjinin önemini bir kez daha ortaya çıkardı."
Erden, 2009'daki küresel finans krizinin ardından yaşanan para bolluğu döneminin, finansal sıkılaşma olarak devam ettiğine, bu nedenle dünyada finansmana erişimde genel bir zorluk yaşandığına dikkati çekerek, "Bu durum, enflasyon başta olmak üzere birçok ekonomik sorunu beraberinde getiriyor. Günümüzde sermaye daha seçici ve daha karlı alanlara yöneliyor. Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımları da diğer tüm yatırım alanlarıyla rekabet etmek zorunda kalıyor. Yenilenebilir enerji sektöründe ise finansman açısından sürdürülebilirlik ve öngörülebilirlik her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Projelerin finansmana daha kolay erişebilmesi için uzun vadeli, açık ve güven veren bir yapıya ihtiyaç var. Bu süreçte devletlerin yenilenebilir enerjiye bakışı belirleyici olurken, dünya genelinde bu yönde kademeli bir dönüşüm yaşanıyor." değerlendirmesinde bulundu.

"Yenilenebilir enerji, dönüşümün merkezinde yer alacak"
Erden, Türkiye'de de finansman koşullarının, dünyadaki genel eğilimlerle paralel ilerlediğini aktardı. Türkiye'nin yenilenebilir enerji konusunda uzun süredir ihtiyaç duyulan öngörülebilirliği sağlayacak önemli adımlar attığını dile getiren Erden, sözlerini şöyle tamamladı:
"Türkiye'nin 2035 için ortaya koyduğu net hedefler, aynı zamanda 2053 hedeflerine giden yolun ara aşaması niteliğinde. Önümüzdeki yıllarda 2053'e yönelik daha somut adımların da açıklanması bekleniyor. Bu süreçte yenilenebilir enerji, nükleerle birlikte enerji dönüşümünün merkezinde yer alacak. Sadece hedef belirlemek yeterli değil. Bu hedeflere istikrarlı ve güçlü adımlarla ilerlemek gerekiyor. Bu noktada Enerji Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu önemli rol üstleniyor. Enerjideki ulusal planlar ve strateji belgeleriyle birlikte, özellikle depolamalı yenilenebilir enerji projelerine yönelik adımlar, kapsamlı bir proje portföyünün ortaya çıkmasını sağladı. Bu yaklaşım, hem öngörülebilirliği artırıyor hem de finansman açısından güven verici bir zemin oluşturuyor."