Yerli ilaç geliştirmede çığır açmak istiyoruz

Yerli ilaç geliştirmede çığır açmak istiyoruz

RS Research’ün kurucusu Prof. Dr. Rana Sanyal, akademiden girişimciliğe uzanarak önemli bir çalışmaya imza attı. Doğrudan kanserli hücreleri hedefleyen bir ilaç üzerinde çalışan Sanyal, Türkiye’de yeni ilaç geliştirmenin çok zor olduğu algısını yıkmak istiyor.

BURCU TUVAY
btuvay@ekonomist.com.tr

2015 yılında araştırma laboratuvarlarında geliştirilen çalışmaların insanlara ulaşmasını sağlayacak ortamı oluşturmak için RS Research’ü kuran Prof. Dr. Rana Sanyal, ürettiği ilaçları doğrudan kanserli hücreleri hedefleyecek şekilde paketleyip hedefe ulaşana kadar da paketin açılmamasını amaçlıyor.

Sanyal, bu buluşuyla 2018 yılında Ekonomist Dergisi, Garanti Bankası ve KAGİDER işbirliğiyle 12’nci kez düzenlenen Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’nda ‘Türkiye’nin Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimcisi’ seçildi. İlaçta Türkiye’de Faz 1 aşamasını tamamlayan ilk kişi olan Sanyal, ilacın yaz aylarına doğru ilk hastalar üzerinde denenmesini hedefliyor.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Boston Üniversi-tesi’nde doktora eğitimimi tamamladım. Ardından Kaliforniya’da bir biyoteknoloji şirketi olan Amgen’de araştırmacı olarak çalıştım. Bir kimyasal molekülün başından neler geçiyor, nasıl insana ulaşıyor kısmını orada gördüm. 2004 yılında Türkiye’ye döndüm. O zamandan beri Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim. 2010 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Merkezi’ni kurduk. 2013’ten bu yana bu merkezin yöneticiliğini yapıyorum. Bu merkezde hem hücre hem de hayvan bazında tüm çalışmaları yapabiliyoruz.

Şirketinizi ne zaman kurdunuz?
2015 yılında RS Research adıyla kendi şirketimizi kurduk. 2017 yılında da ACT’den 2 milyon Euro’luk yatırım aldık. Şirkette beşi doktoralı ve beşi yüksek lisanslı olmak üzere toplam 10 kişi çalışıyor.

Üzerinde çalıştığınız proje hakkında bilgi verir misiniz?
Bir taşıyıcımız var. Bu taşıyıcının üzerine klinikte var olan sitotoksik yani kemoterapi ilaçlarını alıyoruz, taşıyıcımıza bağlıyoruz. Böylece vücudun geri kalanına dağılmadan tümörün içine gidene kadar taşınmasını sağlıyoruz ve vücutta yan etki göstermesini engelliyoruz. Üzerine bir adres de yazıyoruz. Adresiyle beraber sadece tümörün içine gitmesini, böylece yan etkileri göstermemesini hedefliyoruz.

Kemoterapi ilaçlarının yarattığı yan etkileri tamamen yok etmek sizin bu çalışmanızla mümkün mü?
Sitotoksik ilaçların hedefi hızlı üreyen hücreleri öldürmek. Çünkü tümör gerçekten çok hızlı ürüyor. Ancak hızlı üreyen hücreler sadece tümör değil. Sizin kemik iliğiniz de çok hızlı ürüyor.

Kemik iliğiniz devamlı akyuvar ve alyuvar üretiyor. Sizin ağız içi ve mide içi mukozanız çok hızlı bir şekilde yenileniyor. Onun için kemoterapi hastaları için ağız içi yaraları çok rutin bir şey. Ancak bu ilaç saçınıza ya da kemik iliğinize hiç gitmese bu yan etkiler görülmeyecek. Dolayısıyla kemik iliğini bu yan etkilerden muaf tutmamız gerekiyor. Ancak kemik iliğimiz her yerde. Biz ilacın kanda dağılmasını engelliyoruz.

Peki ilacın çalışmalarını ne zaman tamamlamayı hedefliyorsunuz?
Bu taşıyıcıyla yapmış olduğumuz bu kombinler dünyada bir ilk. Patenti de bize ait. Hem laboratuvar hem de preklinik aşamada yer alan ilaç adayı moleküllerini klinik faza taşıyabilmeyi hedefliyoruz.

FDA ve Avrupa sağlık otoritesi, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na başvurularımızı yaptık. Etik kurulu ve kurum onayımızı aldık. Kurum sıfırdan Türkiye’de geliştirilmiş, bütün fikri hakları buraya ait bir ilaç için ilk izni verdi. Şu anda üretimi yapmaya çalışıyoruz. Yazın ortası olmadan insanlarda denemeyi hedefliyoruz.

Daha sonraki aşamada globale açılmayı planlıyor musunuz?
İnsandaki ilaç çalışmaları üç fazda yapılıyor. Faz 1,  ilacın vücutta ne kadar kaldığı ve vücudun nasıl tepki verdiği üzerine. Onkoloji ilaçlarında zaten hastaların üzerinde denendiği için fayda görüyor muyuz diye bakıyoruz. Faz 2, daha büyükçe bir popülasyonda kanser türüne iyi gelip gelmediğine bakılan yer.

Faz 3, daha da büyük popülasyonu kapsıyor. Bu kısımda hem insan sayısı hem de maliyet artıyor. Faz 2’ye geldiğimizde çok daha büyük bir bütçeye ihtiyacımız olacak. Zaten ilk yatırımımızı yurtdışından almıştık. Faz 2 yatırımının devamı yurtdışından geleceği için İsviçre Lozan’da bir teknoparkta ofis açtık. Temel araştırma Türkiye’de hep devam edecek.

Bu yatırım Türkiye’den neden gelmiyor?
İhtiyaç duyduğumuz yatırımın miktarı az değil. Benim riskim ve çarpanım çok yüksek. FDA’nın son 10 yılda dünyada onay verdiği ilaçların yüzde 62’si start up’lar tarafından Faz 1’in son durumuna getirilmiş durumda. Faz 2 ya da Faz 3’e gelindiğinde satın alınıyor. Kanserde bu el değiştirmenin oranı 1,2 milyar dolar.

Ben Türkiye’de buraya kadar ilerlemiş ilk örneğim. Ama benden sonra başka örnekler de çıkacak. Bir kere yapılabilirliğini gösterdikten sonra kendimize güvenimiz gelecek. “Rana Hoca kimyager, eczacı bile değil ama gitti ilaç yaptı” diyecekler. Ben bile yapabiliyorsam Türkiye’de arkadan bir sürü kişi gelecek.

Devlet desteği alıyor musunuz?
Başvurularımızı yaptık, bekliyoruz. Şu anda Faz 1’i Türkiye’de yapmak Doğu Avrupa’da yapmaktan çok daha pahalı. Benim bunları Türkiye’de yapmaktaki tek amacım buradaki know how gelişsin, bir sonraki moleküllerimi de burada yapabilecek aşamaya geleyim diye.

İlk burada deneyelim, ilk Türk hastalarına erişsin istiyoruz. Çünkü bekleyen ve çaresiz çok insan var. Bu işi yurtdışında yapmamak adına bir yıl geciktim. Yurtdışında yapmayı kabul etseydim çok daha hızlı geliştirecektim. Burada hiç olmazsa devletten bir desteğe ihtiyacımız var.

“TÜRK ŞİRKETİ OLARAK KALMAK İSTİYORUZ”
“Orta vadede arkadan gelen moleküllerimizin prekliniklerini tamamlamayı hedefliyoruz. Bunun için de bir bütçeye ihtiyacımız var. Bu yaptıklarımızı farklı kaynaklardan besleyerek firmanın yüzde 50’sini dışarıya çıkarmamayı hedefliyoruz. Çünkü Faz 3’e geldiğimizde bu şirket bir Türk şirketi olmazsa milli de olmayız.”



İlgili Haberler
1 Yorum
  1. Barbaros Mart 16, at 23:43

    yerli ilaç geliştirmeye amacıyla yabancı isimli firma kurma paradoksu.

    Reply
Yorum yap