USD/TRY
Döviz Çevirici
TRY
USD
EUR
Hesapla

Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026: 'Global ekonomide yeni dengeler ve Türkiye' oturumu gerçekleşti

Bu yıl "Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası" temasıyla düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi’nde (UEZ 2026) oturumlar tüm hızıyla devam ediyor.

Ekonomist
Ekonomist
[email protected]

Son Güncellenme:
Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026: 'Global ekonomide yeni dengeler ve Türkiye' oturumu gerçekleşti

Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026) kapsamında "Global Ekonomide Yeni Dengeler ve Türkiye" oturumu yapıldı. Oturum, Beykoz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, Bilkent Üniversitesi, İktisat Bölümü Merkez Bankacılığı & Finansal Piyasalar Profesörü Prof. Dr. Ali Hakan Kara, Koç Üniversitesi, Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü Prof. Dr. Kamil Yılmaz ve Garanti BBVA, Baş Ekonomisti Seda Güler Mert'in katılımıyla gerçekleşti.

Oturumun moderatörlüğünü ise TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın üstlendi. Konuşmacıların yaptığı açıklamalardan öne çıkan satır başları şöyle:

Garanti BBVA, Baş Ekonomisti Seda Güler Mert: 'Artık temel soru 'en ucuz neresi' değil, 'en güvenilir ve en öngörülebilir neresi?'

  • Türkiye gibi ülkeler açısından bakıldığında bu durum, sadece enerji veya fiyat kanalıyla değil; aynı zamanda lojistik, tedarik zinciri ve beklenti kanalları üzerinden de etkiler yaratıyor. Savaş ve çatışma ortamları yalnızca risk primlerini artıran unsurlar değil; aynı zamanda petrokimya, gübre ve gıda gibi birçok sektörü doğrudan etkileyen daha geniş kapsamlı ekonomik sonuçlar doğuruyor. Bu çerçevede finansal piyasalar da yeniden şekilleniyor. Sermaye akımları daha seçici hale geliyor. Artık temel soru 'en ucuz neresi' değil, 'en güvenilir ve en öngörülebilir neresi' sorusuna dönüşmüş durumda.
  • Burada bir sistemin tamamen sona ermesinden değil, yeniden organizasyonundan bahsediyoruz. Küresel ekonomi yeniden yapılanıyor. Bunun yansımalarını ticaret akımlarında da net şekilde görüyoruz. Ticaret yön değiştiriyor, daha bölgesel ve daha seçici hale geliyor. Bloklar arası gruplaşmalar daha belirgin bir şekilde takip ediliyor. Jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte dünya artık daha kırılgan ve daha karmaşık bir zeminde hareket ediyor.
  • Bu noktaya geliş sürecinde  birkaç temel dönüşüm etkili oldu. Öncelikle teknoloji rekabeti ve ekonomik ayrışmalar, ardından artan korumacı politikalar ve stratejik sektörlerde güç kazanma çabaları bu süreci hızlandırdı. Bu çerçevede farklı bloklaşma eğilimleri daha görünür hale geldi. IMF’nin de çeşitli çalışmalarında ortaya koyduğu gibi, ülkeler ticari ortaklıklarını artık yalnızca ekonomik verimlilik üzerinden değil, aynı zamanda jeopolitik yakınlık ve stratejik uyum üzerinden belirliyor. Bu durum, küresel büyüme açısından da bir risk oluşturuyor. Nitekim bazı çalışmalarda bu parçalanmanın küresel büyümeyi 0,2 ila 0,7 puan arasında aşağı çekebileceği ifade ediliyor.
  • Küreselleşmenin değişiminden bahsediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, küreselleşmenin geriye gitmesinden ziyade bir 'çağ değişimi' yaşandığını söylemek daha doğru olur. Uzun yıllar boyunca tedarik zincirlerinin entegrasyonu, çoklu ekonomik bağlantılar ve yüksek düzeyde karşılıklı bağımlılık konuşulurken, artık güvenlik kaygıları, jeopolitik riskler ve siyasi belirsizlikler ön plana çıkıyor. Bununla birlikte yeni stratejik ortaklıklar ve bloklaşma eğilimleri ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bugün yaşanan süreç, küreselleşmenin sonu değil; daha çok çoklu entegrasyon yerine, seçici ve stratejik entegrasyonların öne çıktığı bir yeniden şekillenme dönemidir. Bu dönüşümde güvenlik ve jeopolitik riskler ana belirleyici haline gelmiştir.
Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026: 'Global ekonomide yeni dengeler ve Türkiye' oturumu gerçekleşti-1

Prof. Dr. Ali Hakan Kara: 'Türkiye'de enflasyonla mücadele programına çok daha erken ve daha sıkı bir şekilde başlanabilirdi'

  • ABD Merkez Bankası FED'in Başkanı’nın görevden alınmasına yönelik tartışmalar yaşanıyor. Ancak mahkeme buna izin vermiyor. Bu da merkez bankalarının bağımsızlığı konusundaki hassasiyetin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Son 10 yılda yaşanan gelişmeler, aslında dünyanın geri kalanına da yansımaya başlamış durumda. Gelişmiş ülkeler ve küresel ekonomi bu süreci yakından takip ediyor. Bu dönemde merkez bankaları, klasik anlamda sadece fiyat istikrarına odaklanan kurumlar olmaktan çıkıp, giderek ülkelerin stratejik hedeflerini de gözeten yapılara dönüşüyor. Savaş ortamları ve jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde, dünya giderek daha kutuplaşmış ve parçalı bir yapıya doğru ilerliyor.
  • Bu süreç bize şunu gösteriyor: Küresel ölçekte uzun vadeli faizlerin yüksek kalma eğilimi devam edecek. Bu durumda şu soru ortaya çıkıyor: Bu kadar yüksek borçluluk, bu kadar yüksek faiz ortamında nasıl sürdürülebilir olacak? Tarihsel olarak ülkeler borçluluklarını genellikle beş yolla azaltmıştır. Bunlardan biri hızlı büyümedir. Ancak kısa vadede bunun gerçekleşme olasılığı sınırlıdır. Elbette yapay zekâ ve verimlilik artışıyla büyüme potansiyeli vardır. Fakat bu etki genellikle zaman alır. Kamu harcamalarında ciddi bir tasarruf ise bu ölçekte bir dünyada oldukça zordur. Güvenlik, savunma ve temel kamu hizmetleri nedeniyle harcamaların kısılması kolay değildir. Geriye kalan önemli seçeneklerden biri ise enflasyon. Tarihsel olarak yüksek borçluluk dönemlerinde, ülkeler borçlarını bir ölçüde enflasyon yoluyla eritebilmiştir. Bu durum aynı zamanda varlık fiyatlarını da etkiler. Böyle dönemlerde değerli metaller görece destek bulurken, borsalar daha karmaşık bir seyir izleyebilir; ancak tahvil piyasaları için daha zorlayıcı bir ortam oluşur.
  • Türkiye'de enflasyonla mücadele programına çok daha erken ve daha sıkı bir şekilde başlanabilirdi. Eğer bu daha güçlü bir başlangıçla yapılsaydı, bugün savaş döneminde daha düşük bir enflasyon seviyesinde olabilirdik. Bu durum bizim açımızdan avantaj yaratırdı. Ancak maalesef bu mümkün olmadı. Buna ek olarak ekonomi dışı faktörlerin sürekli olarak ekonomiyi etkilediği bir dönemden geçiyoruz. Artık belirsizlik 'yeni normal' haline geldi. Geçen yıl da bu durumun altını çizmiştik ve gerçekten de öyle oldu.
  • Son bir yıl içinde önce büyük bir ticaret savaşı, ardından sıcak savaş ve farklı jeopolitik gerilimler yaşandı. Her yıl yeni bir şokla karşılaşıyoruz: 2024’te yerel seçim süreci ve siyasi belirsizlikler, 2025’te küresel ticaret gerilimleri ve şimdi de sıcak savaş. Dolayısıyla bu süreçte ekonomik programın bir miktar şans faktörüne de bağlı ilerlediğini söylemek gerekir. Ancak her şeye rağmen Türkiye’nin dayanıklılığı öne çıkıyor. Türkiye, krizleri yönetme ve hasar kontrolü konusunda güçlü bir ülke. Uzun vadeli stratejik planlama konusunda bazı zorluklar olsa da kriz yönetimi ve adaptasyon kapasitesi oldukça yüksek. Bu da defalarca kez kanıtlandı.
  • Enflasyon, uzun vadeli ve stratejik bir politika alanıdır. Bu çerçevede toplumun tek haneli enflasyonun faydalarını içselleştirmesi büyük önem taşıyor. Ben enflasyon konusunda temkinli ancak büyüme ve dayanıklılık konusunda daha iyimserim. Türkiye’nin bu tür şokları atlatabilecek manevra alanlarına sahip olduğunu düşünüyorum. Özellikle düşük bütçe açığıyla bu döneme girilmiş olması önemli bir avantaj.
  • Bununla birlikte bazı riskler de var. Dış şoklar nedeniyle reel kurun beklentilerden daha fazla değerli kalması, kısa vadede istikrar sağlasa da uzun vadede reel sektör üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca faizlerin yüksek seviyelerde kalması da bu sürecin bir parçası. Ancak bu durumun uzun süre sürdürülebilir olmadığını da kabul etmek gerekir. Bir noktada ekonomik denge için kur rejiminde daha esnek bir yapıya geçiş ihtiyacı doğabilir. Aksi halde sistem giderek sıkışabilir. Eğer petrol fiyatları 120-130 dolar seviyelerine çıkar ve kalıcı hale gelirse, mevcut kur ve ekonomi politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir. Bu noktada daha esnek bir kur yaklaşımı, ekonominin hareket alanını artırabilir.
  • Küresel kriz döneminde Türkiye’nin kredi notları düşürülmüş, risk algısı yükselmişti. Ancak zaman içinde Türkiye’nin dayanıklılığı ortaya çıktı ve not artışları başladı. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıya olabiliriz. Bu savaş süreci Türkiye’nin göreli dayanıklılığını ve potansiyelini daha görünür hale getirebilir. Eğer makroekonomik istikrar korunur ve enflasyon ile dış denge yönetilebilir seviyelerde tutulursa, önümüzdeki dönemde Türkiye için yeniden not artışlarının gündeme gelmesi ve daha olumlu bir döngüye girilmesi mümkün olabilir.
Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026: 'Global ekonomide yeni dengeler ve Türkiye' oturumu gerçekleşti-2

Prof. Dr. Ahmet Kasım Han: ' Jeopolitik riskleri okumadan ekonomik riskleri yönetmek mümkün değil'

  • Türkiye ekonomisi açısından orta ve uzun vadede bazı fırsatların da oluştuğunu düşünüyorum. Ancak kısa vadede risklerin çok daha belirgin olduğunu da kabul etmek gerekir. Çünkü mevcut jeopolitik ortamda kalıcı bir barış senaryosundan ziyade, daha çok kırılgan ateşkesler ve devam eden belirsizlikler görüyoruz. Bu da bizi şuna getiriyor: Artık klasik ekonomik analizler tek başına yeterli değil. Finans, ekonomi ve siyaset birbirinden ayrıştırılamaz hale geldi. Jeopolitik riskleri okumadan ekonomik riskleri yönetmek mümkün değil.
  • Bugün dünya, aynı anda hem ekonomik rekabetin hem teknoloji savaşlarının hem de jeopolitik gerilimlerin iç içe geçtiği bir dönemde. Bu da öngörülebilirliği ciddi şekilde azaltıyor. Bu nedenle sermaye davranışı da değişiyor. Artık yalnızca getiri değil; aynı zamanda güvenlik, öngörülebilirlik ve dayanıklılık da belirleyici hale geliyor. Türkiye açısından bakıldığında ise kısa vadede bazı zorluklar devam etse de orta ve uzun vadede daha olumlu bir ayrışma potansiyeli olduğunu düşünüyorum.
Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026: 'Global ekonomide yeni dengeler ve Türkiye' oturumu gerçekleşti-3

Prof. Dr. Kamil Yılmaz: 'Dünya ticareti tamamen ortadan kalkmıyor. Ancak yeniden organize oluyor'

  • Ben konuyu özellikle 'küresel ticaretin dönüşümü' üzerinden değerlendirmek istiyorum. Bugün aslında iki süreç aynı anda ilerliyor: Bir tarafta jeopolitik gerilimlerle birlikte parçalanma ve bloklaşma, diğer tarafta ise buna rağmen farklı eksenlerde yeniden entegrasyon çabaları görüyoruz.
  • Bu dönüşümü üç aşamada okumak mümkün. İlk aşama, bugüne nasıl geldiğimizi anlamak açısından geçmiş dönemdir. Özellikle 1960’lardan itibaren hızlanan küreselleşme süreciyle birlikte dünya ticareti sürekli arttı, küresel ekonomi içinde ticaretin payı yaklaşık yüzde 60’lara kadar yükseldi. Ancak bu süreç aynı zamanda bazı yapısal sorunları da beraberinde getirdi. Üretimin otomasyon ve offshoring ile farklı coğrafyalara taşınması, özellikle gelişmiş ülkelerde orta sınıfın zayıflamasına ve gelir dağılımının bozulmasına yol açtı. Buna ek olarak Çin’in 2000’lerden itibaren düşük maliyetli üretim merkezi olmasının ötesine geçerek teknoloji alanında da hızlı yükselişi, küresel rekabeti farklı bir boyuta taşıdı. 2008 küresel finansal krizi ise bu yapının kırılganlığını ortaya koymuş ve serbest ticaret düzenine olan güveni ciddi şekilde sarstı.
  • İkinci aşama ise bugün içinde bulunduğumuz dönem. Özellikle 2018 sonrası başlayan ABD-Çin ticaret gerilimleri ve son dönemde karşılıklı tarife ve kısıtlamalar, küresel ticaretin artık daha politik bir zeminde şekillendiğini gösteriyor. Bu yeni dönemde artık tek merkezli bir küreselleşme yerine, bloklar arası ticaretin öne çıktığı, ancak blok içi ticaretin daha yoğun olduğu bir yapı oluşuyor. IMF çalışmalarına göre; bu parçalanma, küresel büyümeyi yaklaşık 0,2 ila 0,7 puan aşağı çekebilecek bir etki yaratıyor. Daha ileri senaryolarda ise bu kaybın çok daha yüksek seviyelere çıkma riski var.
  • Burada kritik nokta şu: Dünya ticareti tamamen ortadan kalkmıyor. Ancak yeniden organize oluyor. Yani “küreselleşme bitmiyor”, şekil değiştiriyor. Bu süreçte AB’nin Hindistan, Mercosur ve Asya-Pasifik ile geliştirdiği yeni ticaret anlaşmaları da bu bloklaşma eğiliminin bir parçası.
  • Üçüncü aşama ise Türkiye’nin konumu. Türkiye, bu yeniden şekillenen küresel ticaret yapısında önemli bir avantaja sahip. Coğrafi konumu itibarıyla Avrupa, Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika arasında doğal bir ticaret köprüsü konumunda. 32 yıllık Gümrük Birliği tecrübesi de Türkiye’ye önemli bir entegrasyon altyapısı kazandırdı. Ancak artık bu yapının daha ileri bir seviyeye taşınması gerekmektedir. Aksi halde, AB’nin farklı ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmaları Türkiye açısından asimetrik bir dezavantaj yaratma riski taşıyor.
Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026: 'Global ekonomide yeni dengeler ve Türkiye' oturumu gerçekleşti-4
0
EKONOMİST YENİ SAYI
Ekonomist Dergisini takip etmek için abone olun.
ABONE OL